26/06/2012

Sevgiliydim

 Beni ya çok seviyordu ya da öyle zannediyordu. Ağzı sussa gözleri konuşurdu. Çocuk gibi bakardı bana, çocukmuşum gibi severdi. Gülerdi hallerime, hoşuna giderdi. Çok kıskanırdı, bazen öyle böyle değil. Peki ya çok seven insanın, birbirimize benzemediğimizi düşündüğü için sevgisi biter miydi? Hep bitirmek istedi, her bitirişinde sevdiğini ama bitmesi gerektiğini söylerdi. Sonunda bitti.

 İçimde hala aynı duran kız çocuğunu görmüyor muydu, bu kadar kızarken bana? Değişmemiştim ki. Sadece tepkiliydim. Şaşkındım. Sevgiliydim.

25/06/2012

Topuklu Ayakkabılar

Sana yazıyorum bu siiri,

Öbür siirlerimden farklı,

Bu kez çok yorgunum yaptıklarını yazmaya,

Sokağa çıkmak üzereyim,

Melankolik,

Ceplerime doldurduğum melankoliler götürüyor zamanı,

Ama benim gözlerimde ceplerimden fazlası var,

Gözlerime bakma,

Korkarsın,

Hiç bitmez söyledikleri,

Sonra doğruyu söylediğim için kızarsın bana,

Bir baskasının elini tutarsın unutmak için,

Üzüldüğümü gördükçe daha da çok kızarsın,

Kim bilir yüzlestiğin için mi acır için?

Aşkı topuklu ayakkabılarıma gizledim ben,

Beni gördüğünde hiç anlamazsın aşık olduğumu,

Oysa ayakkabılarımı çıkardığımda her şey çıkar açığa,

Bu yüzden çok iz bırakırlar geçtiğim sokaklarda,

İnce bir türküdür söyledikleri,

Topuklarımın.

Olmak istemiyorum senin gibi.

Aşkıma sahip çıkmalıyım,

Bu yüzden,

Topuklu ayakkabılarıma gizledim ben,

Bir tek o kumsalda çıkarırım,

Bir tek ay ısığında çıkarlar dısarı.

Severim öyle zamansız gitmeyi kumsala,

Üstümde sıkır sıkır bir elbise,

Bir yemekten dönmüs gibi,

Topuklu ayakkabılarım elimde,

Yakıstırırım kumsala öyle zamansız gitmeyi.

Ay ısığını denizle kutlar gibi,

Severim ayakkabılarım uymadığı için elime alıp,

Çıplak ayaklarla sulara girmeyi.

Aşkımı topuklu ayakkabılarıma gizledim,

Giymesi sancılı,

Bakması keyifli.

19/06/2012

Evlilik üzerine üç beş…

 Ben de bildiğimden değil…şahsen hiç evlenmedim daha önce. Duyduklarım, nacizane düşündüklerim bunlar. Ama bugün arkadaşımla laflarken konu geldi oraya…aklımızda güzel dualar…hayaller…dilekler…temenniler. Oradan daldım gittim bazı anılarıma, “anlatırken kötü olmuyor musun?” dedi. Düşündüm. Hayır, dedim. Aslında farkında olmadan gülümsediği seziyorum, sonra ayılınca anılardan bir an İzmir’ in karşı dağlarına bakıyorum. Ama kapkaranlık. Üstünde bir kaç ışık. O zaman bir buruluyor içim ve yüzüm, o kadar. Çünkü üzülmemeye kararlıyım, bir şey düşünmeden vakit geçmesine, aklıma gelmeyene kadar. Düşünmüyor muyum, düşünüyorum elbet. Üzülmüyor muyum, kim demiş? Ama akışına bırakmak zorundayım.

 Dedim ki arkadaşa, insanlar belli bir yaştan sonra daha ciddi bakıyorlar evlenmeden önce. Arkadaş dedi ki “neden ama, sevdiği şey kalbin, ruhun.” Evet, değişmiyor dediği gibi onlar da zaten. İşte aşk bitince ne olur diye düşünüyorlar genelde insanlar. Tabii ne kadar doğrular ne kadar yanlışlar bilemeyiz. Nasıl tarttıklarına da bağlı. Hem bir de geçenlerde eski komşumuz teyzeyle konuşurken laf arasında şu da geçti, eskiden insanlar daha çok uğraşırdı sanırım evliliği yürütmek için. Boşanmak kimi için iyi, ama boşanma rahatlığıyla insanlar daha rahat boşanmaya dayanır oldular gibi geliyor. Tabii bu herkes için geçerli değil, boşanmak kötü bir şey olduğundan değil, gerekli de olabiliyor. Ama o aklımızdaki evlilik ve aile kavramlarını özler olduk.

 Neyse, sonra dedim “Lisede bir öğretmenimiz vardı. Hiç unutmam bir gün şöyle demişti; önemli olan evlilikte, aşk bitince sevgiye dönüştürebilmek. Gece yanındakinin üstü açılınca örtmek.” Çok hoşuma gitmişti. Hiç unutmadım. Sonra ne zaman evlilik dense bu cümleyi tekrar ederdim. Yine ettim.

 Aşk bir yerde bitiyor diye  bilirim genelde, bitmeyen varsa çok nadirdir. Fakat aşkı sevgiye dönüştürebilmek… O sevgi de başka bir şey bence. Sevgi dediysek, farklı bir sevgi bu. Herkesin bu konuda bir düşüncesi vardır. Benim aklımda şekillenen başka bir sevgi olduğu bunun, tatlı bir sevgi bence. Aşkla sevgi arası belki de.

 Sonra hele yaşlanınca olan sevimli çiftleri düşündüm bir an; anneannelerimiz, dedelerimizde gördüklerimiz. Bir heyecanlı gençlik hikayeleri, tatlı tartışmaları çocuk gibi, ama içlerindeki sevgi akıllarına gelince sarılmaları.

 Önyargılardan uzak ama tecrübeleri de düşünerek bakmak isterim olaya. Ve neyin nasıl olması gerektiğine dair bir şey söyleyemem. Bildiğimi düşündüğüm tek şey sevgiye dönüştürebilme kısmı.

 Şüphesiz, bana göre romantik bir şey, bir insanın bir insana ömrünü beraber geçirme teklifi. Ve yine bana göre güçlü, centilmen bir adamın sorusu bu. Ancak her teklif eden böyle olmayabileceği gibi, iyi karar verilmesi gereken bir şey olduğundan doğru zaman ve doğru insan da gerektirir. Tabii benim düşüncelerim bunlar… Çok duygusala bağlamayalım diye şarkı koymadım 🙂 Sevgiler.

16/06/2012

Gün Ağarınca, boynum bükülür, dalarım uzaklara, gönlüm sıkılır…

 Sevenler için bir de daha hızlı rock gibi bir versiyonu video linkini koymak istiyorum. Ama şahsen ben orijinalini daha çok sevdim. Rock versiyonunu da beğendim ama, bu şarkıya ve sözlerine daha ağırlık yakıştığı kanaatindeyim.

 Sizler, her kimseniz bilmiyorum ama, yazmak iyi geliyor. Aklımdan geçen şarkıları paylaşmak…insanlarla konuşmayı seviyorum. Ama artık bir çok insandan da korkar oldum. İnsanların hayattaki para kazanma mücadelesi uğruna ne kadar samimiyetsiz olabileceğini gördüm. Hayat bazen okuldan daha da okul sanki. Ama adım adım hazırlanıyoruz hayata. Lise, üniversite, gittikçe daha da gerçeğe. Ben istedim, içim dışım bir, söylemem gerekmeyen şeylere kadar samimi oldum insanlara; bu samimiyetim belki dokunur dedim, bu samimiyetime rağmen üzmek istemezler, ama yok, gördüm. Yine de umutsuz bakılmasını istemem insanlara.

 Peki ya bu kadar çok samimiyeti savunan, karşısında gördüğün insan rollerinden yakınan bir insana, en yakınında tuttuğu insanlardan bile inanmamak için uğraşan biri varsa?

 Hiçbir şey bilmiyorum, ya da bilmiyor gözükmek ardına sığınıyorum bu anda. Zaman zamansa hayatta çeşitli insanlarla karşı karşıya geliriz. Bazen kısacık bir dönem karşılaşırız kimileriyle de. Tesadüf ya o üç günde ya da iki ayda bile çok kanımız ısınır, çok takdir ederiz. Arkadaş olacak kadar çok tanışmayız, ya da belki iş konumunda bir üst rütbemizdedirler ya da belki bir otobüs seyahati boyu kadar tanırız. Hani bir daha görmeyeceğimizi bildiğimiz ama çok içten bulduğumuz bu insanları içimizden düşünüp ufak bir tebessümle anarız. Türlü sebeplerden, kimi zaman elimizde olmayan durumlardan bulunduğumuz yeri, konumu, görevi değiştirmemiz gerektiğinde, ortada bir olumsuzluk varsa da suçun hiçbirimizde olmadığını biliriz.

 Gel gelelim birden alakasız bir şekilde geçtiğim gönül yangınlarıma. Benden habersiz, bildiğini sanıp da içimi bilmeyenlere. Esintili ve koyu bir İzmir akşamından ona yollayacağım şarkı budur. Gün ağarınca boynum bükülür, dalarım uzaklara gönlüm sıkılır.

İmza, Armoni.

15/06/2012

armoni

15/06/2012

Adio Kerida & Cırcır Böcekleri

 Balkona oturdum, bir yanımda sanki sonsuz karanlık…çalılıklar, ağaçlar, cırcır böcekleri…böyle anlarda yıldızlar daha bir gözükür. Çim ve ot kokusu geliyor burnuma. Aklıma geldi de, o iki yıl önce temmuz ayında uzak kaldığımızda, bir aylık süreç boyunca onu nasıl da hasretle beklemiştim. Aynı cırcır böcekleri ve aynı ot kokusu vardı. Bu kez burada değildim. Kısa bir süre de olsa günler geçmiyordu sanki… kendi kendime yokluğunda yaptıklarımı yazdım. Sarhoş gibiydim hayallerin içinde. Üzüldüğüm zamanlar olmuş da olsa, onu sevdiğim için pişman değilim şimdi. Güzel anılarım var, içimi yakan anılar. Hele bu şarkıda, birlikte yaktığımız şömineden, birlikte yazı karşıladığımız sahile…bu şarkının adını bilmedim hiç, ta ki bir gün bir arkadaşım tesadüfen mırıldanana kadar. Hemen sordum, o gece şarkıyı dinledim sürekli. Bana hiç söylememişti o yokken dinlememem için, ben de saygı duyup bakmamıştım adına. Sözcükler tükendi sanki şarkının yanında. Bir de cırcır böceklerinin.

13/06/2012

Armoni’nin Küçüklüğü Kimdi?

Görsel Küçüklüğümden beri yaşadığımız evden taşındıktan sonra, çekmecelerden boş bir ajanda ararken, eski günlüklerim ve hatıra defterlerim ortaya çıktı. Arkadaşlarımdan kimisi “her görüşümüzde gülerdin, umarım okurken de gülersin” yazmıştı. Okurken gerçekten çok güldüm hatırladıklarıma. İnsan çocukluğuna inip bir şeyler okuyunca, resmen bir an kim olduğunu, hayallerini, nerede yaşadığını hatırlıyor. Evet küçükken bir stilist olmak istiyordum o zamanlar. Hatırlıyorum. Yıllar içinde değişen fikirlerim, farkına vardıklarımla bir değişti bu. Ama hayatımın hep büyük bir alanında yer alan çizim hiç değişmedi.

İlk aşık olduğumda, hiç unutmam çok utangaçtım, günlüklere bile yazamazdım aşkımı. Ama sonra ne zaman kırdım bu huyumu, iyi ki yazmışım. Şimdi okurken gülmek iyi geldi. Ama en komiği de ne biliyor musunuz? Bu gün farkettim de. İşte o yıl, aşık olduğum çocuk Antalya’ ya taşındıktan bir kaç gün sonra Teoman’ın  “bir kaç gün evvel olsaydı ben de koşardım onlarla…bugün ben kaybettim.benim için yarın olan tek sevgim kime ne..bugün ben gülüyorum her şey tatsız ve anlamsız.bugün artık yarından bana ne.” sözleri olan şarkısını söylemeye başlamıştım. On iki yaşındaydım! Ve aradan on iki yıl geçmişti…yılla sonra benim için yine büyük bir aşkla sevdiğim sevgilimden ayrılmış, yine bu şarkıyı söylüyordum. Böyle bir kısır döngüye gireceğimi o zamanlar tahmin etmezdim. Baksanıza o küçük kız hiç öyle şarkılar söyleyecek gibi mi? Nasıl da oyuncakları arasında gülüyor. Ya da bakınız onu üzen genç adamın küçüklük fotoğrafına hiç üzecek gibi bir tipi var mıymış? Masumiyet…

Bu şarkıları hep birlikte dinlediğimiz, şiirler yazdığımız ( o kadar komik ki anlatamam ), kitaplar yazdığımız, oyuncakların başında kavga ettiğimiz ve birbirimizi kardeş gibi sevdiğimiz arkadaşım, bunları okurken gülümsediğini, belki de dudağında ufak bir burukluk belirdiğini biliyorum. Ama bak, biz o zamanlar da birlikte aşık olmuştuk, ikimizin de sevdiği çocuk aynı anda taşınmıştı mahalleden. Bak şimdi de birlikte üzülürken, bunları hatırlayıp gülüyoruz. Ne kadar da komikti, koskoca insanlar gibi müzik dinleyip aşk acısı çekişlerimiz. Ama işte çocuktuk ya, hiç önemli değildi kavuşamamalarımız. Beklentilerimiz ufaktı. Hayallerle bile mutlu olabilirdim. Ve şu anki gibi üzülmeden atlatabilirdim.

Ve beni üzen kurbağa prens, seni kurbağadan prense ben çevirdim belki de, sana armağan olsun bu yazım.  Öyle ya kurbağalara bayılırım. Bunları gülümseyerek ve şakayla yazdığımı biliyorsun elbet. Belki sen de küçüklük fotoğraflarına bakmalı ve kim olduğunu hatırlamalısın. Hayallerinin ne olduğunu. Hatta bu kızı üzmemek olduğunu. Belki de onu bulduğunda çok farklı hayallerin olacaktı. Bunlar sana Armoni’ nin küçüklüğünün yazdıkları. Bir çocuk kadar saf, bir çocuk kadar sevecen. Hiç bir zaman mutsuz olman olmadı ki söylediklerimin hedefi. Hep sevecendi söylediklerim, bu senin bakış açınla ilgili.

Not: Bana gönderdiğin ilk şarkı, Teoman’ ın “Sonbahar Yaprakları” ‘ ydı ya, ben onu küçükken bir Türk filminde beğenip not almıştım, bu da Teoman’ ın küçükken dinlediğim şarkısıydı, sana gelsin.

11/06/2012

Bu Aralar Şöyle Şeyler Var

 Yine İzmir’ den yazıyorum. İçimdekileGörselri ağaçlarına kazısam, duvarlara yazsam, dilekler bağlasam dallara, bağırarak şarkılarda söylesem, ama onu aramasam.

 Karede onun bulunmadığı fotoğraflarda bile, çeken o olabiliyor. Her şey sanki hatırlatıyor.

 Bugün gelirken sana farklı haberler de getirdim İzmir.

Bugün gördüğüm gündem haberleri şöyle, Markafoni bugünlerdeki kampanyalarından birinde engellilerin tedavi masrafları için yapılan “haydi gülümse” projesini desteklemiş ve proje ünlülerin kıyafetlerini, ayrıca imzalı takım formaları bile satıyor. 

  İlgimi çeken bazı etkinlikler de var paylaşmak istediğim. Mesela İKSV’nin La Fura dels Baus ‘ ya yaptırdığı “İstanbul İstanbul” isimli gözteri İstanbul Festivali yıldönümü üzerine dünya promiyerini 21 ve 22 haziranda Haliç CaGörselmialtı Tersanesi’ nde yapıyor.

Benim gibi Red Kit severlere de müjde, İstanbul’ da Yapı Kredi Kültür Merkezi’ nde 17 hazirana kadar Red Kit sergisi varmış. Ayrıntılı bilgi web sayfasındaymış.

  Fotoğraf tutkunlarına da haberim var tabii Gazella‘ dan. Foto – Safari turları düzenliyorlarmış. İlginç değil mi? Bence ilgili bilgileri edinmelisiniz fotoğraf çekmeyi seviyorsanız.

  Ha bir de, bir firmanın dergisinde okudum ki, “lomografi” diye bir fotoğaf tekniği varmış. RusLAr’ ın Lomo markasının çıkardığı fotoğraf makinalarının LC-A modeli , (nereli olduğunu şu an hatırlamadığım) bir grup öğrenci tarafından 1991 yılında yeniden farkediliyor ve uyarlanıyor sanırım. Kendine has çekim tekniğiyle bu teknik de ismini markadan alıyor. Yeni halleri rengarenk ve çok güzel, bayıldım.Şöyle bir adres buldum.

Yanda cırcır böceği sesleriyle sesleniyorum size. Umarım kalbinizde benimkiler gibi kırıklıklar yoktur. İyi akşamlar.



05/06/2012

Bu Akşam…

 Bir saat önce dolmuşun içinde Boğaz Köprüsü’nden geçerken düşünüyordum. Romantik bir İstanbul akşamıydı. Joy FM dinliyordum. Yağmur yağmış ben geçmeden karşıya, çoktan dinmişti. 

 Elbette daha yakışıklıları çıkardı karşıma, ama ben onun bakışlarını seviyordum. Düzgün ellerini. Daha başarılıları çıkardı karşıma. Ama ben onun mütevaziliğini seviyordum. Başarısına rağmen mütevazi oluşunu. Daha mutlu olmak mı? Onunla daha mutlu olmak için uğraşabilirdim. Ama sadece daha mutlu olmak önemli değildi, onunla mutluydum, bu bana yeterdi. Onu seviyordum ben. Bu tuhaf değildi, bu kocamköylülük değildi. Kariyer için yalnızlık gerekmezdi. Sevmek, bir zayıflık değil, bir zenginlikti.

05/06/2012

İkinci Kattaki Pencere

İyi ya da kötü hayat sürpriz yapıyor bazen. Bu aralar tam bir iyi bir de kötü haberim var diyenlerdenim. Ama iyi ne kadar iyi, kötü ne kadar kötü o tartışılır. Yani aslında pek de kötü değil. Tatile çıkmama izin verdi hayat. İş, okul vs. derken bir anda bomboş bir sayfa açtım ve kendimi İzmir yollarına atmak üzereyim.

 Bir yandan güven sorgulaması yaptım, sorumluluk arttıkça insanlar da zorlaşıyor elbet. Büyümeyi çok isteriz ama dertlerin de büyüdüğünü unuturuz. İnsanız, hatalarımız var elbet, bazen hatalarla anlarız doğruları. Hata yapmak gerekmez elbet,hatta yapmadan anlamak daha iyi belki, ama bazen anlamayız işte. Ben özellikle hayatımı sakinleştirip, kendi kendime düşünmeyi öğrendim bu dönem. Eskiden çok yaptığım ama uzun zamandır unuttuğum bir şeydi kendimle kalmak. Kalbimdeki yerini bir kez daha pembeye boyadığım kişi…

 Gerçekten de kötü dediğimiz bir şeyi kötü gösteren yanındaki iyilikler değil midir? Yani iyilikler her zaman çevrede bir yerlerde yok mudur? Bu tatil de bana kafamı dinleme, dinlenme ve düşünme vb. şeyler için bir fırsat. Belki de tatil sandığım, henüz haberini almadığım yeni bir başlangıç.

 Ne zaman uzaktan seslenişler, oynayan çocuk sesleri duysam, buna dalga sesleri de eklenirse aklıma annemlerin o evde ikinci kattaki odasının açık penceresinden duyulan sahil cıvıltısı gelir. Acayip bir huzurdur o bana. Öğle uykusunu hiç sevmediğim zamanların, küçüklüğümün bir anısıdır. Yıllar geçse de hep aynıdır. Ne mutlu ki… Şimdi sahilde belki aynı insanlar kalmasa da, sokağa çıktığımda çocukluğumu bulamasam ikinci katta o pencerenin yanına oturduğumda hep o sesler gelir. Duvarda hala annemin üniversite yıllarında çalıştığı çizimler, tavanda sepetten avize, hafif kararmış aynalar, eski beyaz boyalı dolaplar. Hepsi başkadır. Eski mimarisinin yapısı gereği sanırım, kimi zaman çok sıcak olan bu odalar, anılarla kalbimi fethetmiştir.

 Yıllar sonra büyük aşkımla o sahilde tanışınca, ikimiz de bundan çok etkilenmiştik. Ama benim penceremin içindeki bu anıları bilmiyordu. O pencerenin yan tarafındaki çocukluk yatağımı, üzerinde sevimli yaratıklar olan yastık kılıfımın her seferinde hikayesini sorduğumu, ya da öğlen uykularını sevmediğimden yastığımın altına bir parça çikolata koyduklarını bilmiyordu. Küçükkenden belliydi, uyumayı sevmezdim, ya da her şeyde bir hikaye arardım.

26/05/2012

İzmir

 Yazdıklarımı takip edenler için güzel bir şarkı paylaşmak istiyorum…İçinde ışıltılar saklayan bir kıza benzettiğim İzmir’i sevenlere, orada sevdikleri olanlara… Bu esnada televizyonda bir diziye takıldı gözlerim. Midilli Adası’nda ve Türkiye’ deki bir aşk hikayesini eş zamanlı anlatıyor. Bir an düşündüm oradaki gibi bir ablam ya da beni kollamaya çalışıp güldüren bir erkek kardeşim olsaydı nasıl olurdu? Tek çocuk olarak büyüyen insanlar iki kardeşi de içinde mi barındırıyor? Elbette değil, ama bir an öyle düşledim. Sanki dertlerimi, sevinçlerimi kendimle paylaşıp irdeler gibi.

%d blogcu bunu beğendi: