Archive for ‘deneme’

16/02/2014

Pencere

penceremin onunde bir pencere,

yanimdaki cumbanin isigi vurur gozlerime,

mutlu olurum biri varmis gibi az ileride,

bu salonda, iceride.

neden bilmem…

bir isiktir gelen gecenin icinden,

bir mutluluk sebebi,

isik sari ve sicak…

gecenin yildizlari yoktur,

kafami kaldirip bakmazsam camdan gokyuzune.

eger istemezsem sadece masa ve duvar…

oysa ilerimde bir cizgi seklinde deniz kiyisi.

gormezsem karsimdakinin bile gozleri yoktur,

ne kadar derinse bosa,

duymazsam sozleri yok…

belki agzini bile gormem.

ama istersem eger bir isik geliyor ya penceremin onunden,

sari ve sicak,

biri varmis gibi iyi bile hissedebilirim,

oyun oynarim,

derim ki hemen su cumbanin arkasinda belki.

isteyince olmaz mi ki goz, agiz?

duymaz mi insan denilenleri, gormez mi aslinda var olan gozleri…

insan isteyince.

insan isteyince karsinda olmasa bile,

gozlerini kapatip hayalini aklina getirmez mi mesela?

Reklamlar
02/02/2014

Günleri Unutmak

Sevmek isterdim seni…
Bereni takmis sahile geldigin bir gece,
Oysa ne mumkun seni sevebilmek,
Kirda bitmis yabani bir ot gibi…
Unutmali gunleri…hangisinin ismi kac hece,
Hangi hafta, tarihler arasi cilgin bir imece,
Gunlerin farkinda olmadan sevebilmeli.
Ne mumkun…
Bir melodiye dusmus uyumsuz bir nota gibi,
Mumkun degil sevebilmek.
Odun kopar, korkarsin seni sevmemden zaten…
Kanatlarim duser yigilirim yere,
Kuyrugum yorgun, kulaklarim yerlerde,
Bir seylerden umudunu kesmis konusamayan bir hayvan gibi,
Her seyi anlatip, anlatamiyor gibi gorunen…
Oysa isteyenlerin anladigi.
Soylemek istesem soylerdim coktan,
Sormak istesem sorar…
Zor olsa binlerce kez tekrar ederdim icimden,
Ama sevemem,
Inan seni sevmek cok isterdim…
Kaslarini catana kadar sevebilmek
Seni cocuklastirana kadar,
Montunun en derininde sakladigin kalbinden,
Bir bozuk para gibi savurdugun duygularindan,
Ruzgarin bizi uzaklara atisindan tut,
Gunesten korktugum kadar cok sevmek.
Karanligim olursun diye korkum olsa,
Yoksun ki ortalikta…
Isiklar akar saclarindan,
Deli olurum gozlerinin karanliginda,
Dedim ya hani gorsem bir gun seni,
Biter gunum…
Seni seversem bir zaman…
Gunlerin ismini yeniden koy benim icin
Unuturum, unuturum her seyi,
Ne mumkun,
Her nasilsa sevilmeyi hic istemeyen birini…
Gunlerin ismini unutmadikca,
Sevmek ne mumkun,
Seni sevemem uzgunum.

15/09/2013

Sussaydın

Islanıp saatlerce,

Kurumaya çalışan masumiyeti özledim…

Birbirini kurutmaya çalışan,

İki yan yana bardağın anlattığı kadar huzur.

Saatlerce kendini anlatmak yerine,
Sussaydın, bir şeyler hissedip…
Etkilenebilirdim belki.
Herkese baktığın gibi bakıyordun,
İşin kötüsü herkese bakarken parlıyormuş gözlerin,
Onu anladım.
Bana parlamasaydı daha iyiydi
Farkı olsaydı,

Dedim içimden.

Yükses sesle konuştum,

Yüksek iç sesim içimde yankılandı,

Ama yürürken sokaklar hala aynıydı,

Gülen yüzümün ardında kalan sokaklar aynı halde devam ediyor, 

Yüzüm aynı ilerliyordu adımlarımla bir.

İçim bambaşkaydı.

Saatlerce bana başarılarını anlatmak yerine,

İçini anlatsaydın, mutluluklarını, üzüntülerini,

Dil istediği gibi anlatır…

Ama bir kedi gibi, bir köpek gibi sussaydın mesela,

Gözlerin her şeyi anlatırdı bana,

Keşke sussaydın,

Keşke bütün akşam sussaydın be adam…

Şimdi ben böyle susuyor olmazdım.

Ne kadar dolandırdıysan lafı,

O kadar kafam karıştı,

O kadar asıl meselenin çevresinde dolaştık,

O kadar uzattık yolları,

Ve kaybettik zamanı.

 

14/12/2012

Bavullar 2

 Bazen kendimi kandırılmış gibi hissediyordum, ama neden? Onun yüzünden mi, yoksa duygusal şeylerin gereği miydi bu? Üzerinde ismimin yazdığı “Anadolu” yazılı bardğı raftan aldım. Su kaynamıştı. Kış geldikçe burası soğuk görünür olmuştu, oysa yeterince güneydeydim. Yağmuru hep severdim, yağmur yağarken kendime kahve koymayı. Oysa yağmur aynı zamanda yalnızlık hissimi bağırıyordu sanki bana. Ahşabın yine hakim sürdüğü mutfağımda dirseklerimi tezgaha dayadım ve pencereden yeşillikleri ve gökyüzünü izledim biraz. Canımı çoktan acıtmıyordu onunla ilgili hiçbir şey. Artık düşünmek bile umrumda değildi. O sevmeyi bilmeyen, benim de sevgimi kendisininki gibi sanmış biriydi. Sevgiyi bilmediği için anlamadı neden o kadar çok sevdiğimi. Herkes gibi, belki de kendi gibi davrandı ve birini buldu. Ne önemi vardı ki onun için kim olduğunun. Bir evliliğin başından dönmüştük, bir adamda aradığım güç yoktu, baştan yılmıştı, olmayan sebeplerden korkmuş ve vazgeçmişti. Belki bu kadar büyük bir sevgiyi sırtlayacak bir sırt yoktu, belki de fazlaydım ona. Ne istediğini bilmiyordu, ama sorumlulukları olan, hedefleri olan bir kız da istemiyordu belli ki. Onun istediği kolay taşıyabileceği, üstüne sorumluluk yüklemeyecek, gerekirse az sevecek ama korkacağı hiçbir şeyi olmayacak bir kızdı.

 Birisi vardı hayatında, kim olduğunu merak etmedim bile. Çünkü kalbim onu özlese de bezdirmişti bu halleri bir kere. Onun için bir şeyden korkmak o kadar kolaydı ki. Oysa yorgun yüreğim bir mutlu son zannetmişti onu. Yaşadığımız hiçbir şey sığmıyordu bu çerçeveye. Anladım ki o anılar benimle onun değildi, o anılar o an olmayı gerektirdiğimiz cesur aşıkların anılarıydı. Cesurduk, çünkü anladım ki aşık olmak cesur olmak demekti.

 İki üç hafta geçmişti taşınalı. Artık pek uğrayamadığım çay bahçesi ve kahve içmeyi sevdiğim ufak dükkan Köyceğiz’in şimdilik en sevdiğim günlük duraklarıydı. Kendime bir iş bakınıyordum. Buraları iyice tanıyana kadar beni barındıracak kadar. Hediyelik eşya satan bir dükkanla görmüştüm, ilk işim ona başvurmak olacaktı. Buraya özel şeyler satarken kim bilir belki bir gün kendi yaptıklarımı da orada satabilirdim. Ayşe Abla’yla bir an önce konuşmalıydım. Bu çevre semtleri tanımak istiyordum, ama buralarda bir yerde olmak istediğimi biliyordum.

 Kapı çaldı, saat gece yarısına geliyordu. Meraklanmıştım. Delikten baktım, Melek kapıdaydı. Birileriyle oturup gece sohbeti yapmayalı uzun zaman olmuştu, sevinmiştim. Hemen içeri aldım. Bana heyecanlı bir şeylerden bahsetmek için gelmişti, onun hikayelerinde kendiminkileri unutmak ve başka bir dünyaya yardımcı olmak hoşuma gidiyordu. Kendimi beklemeye almış gibiydim. Mutfakta bar taburesine oturdu, ben de onun kahvesini hazırladım. Sonra minderlerime geçtik, şömineyi harladım. Bugün rüzgar çoktu dışarıda. Melek anlatmaya koyuldu, başından talihsiz bir evlilik geçirmiş ama benden çok daha umut dolu bir kızdı. Zamanla yaralarını sarmış, içinde ukte kalsalar da alışmıştı. Yeni hikayeleriyle koşuşturuyordu. Bana eski yoğun ama zevkle çalışan halimi hatırlatıyordu.

 

08/11/2012

Bavullar 1

Çok geç sayılmazdı. Güneye taşınmak gibi bir hayalim hep vardı ve sonunda zamanı gelmişti. İstanbul’ da geçirdiğim son yıllarda mesleğimde başarılı olduğumu en azından görmüştüm. Sanki hiç bir karar almamış gibi, tatile gelir gibi bir iki bavulla geldiğim daha ufakça olan bu şehirde yaşamak istiyordum artık. Egenin biraz aşağısı, güneye doğru, ılıman, merkezden arabayla gidilecek mesafelerde turistik sahil beldeleri vardı. Hani çok istemiştim ya hiç tanımadığım insanların olduğu bir yere gelmek, hiç tanımadığım ama aslında tanıyormuşçasına sıcak davranan insanların olduğu bu yere gelmek. İlginçti, hem iklim çok sıcaktı, hem de insanlar. Bir kaç günün ardından birden ev bakmaya başlayıp, “tamamdır” demiştim, istediğim gibi sade ve küçük bir ev.

İlginçti, kendi yaşımdan çok insan olmasını aramıyordum. Bu kasabanın teyze ve amcalarının arasına karışıp sanki yıllardır burda yaşıyormuşum gibi bir hayat sürmek istiyordum bir süre. Deneyecektim. Elimde uğraştığım bir kaç serbest zamanlı iş olmasa belki zordu, ama az biraz birikimim de vardı. Yeni biten yazın buhranlı sıcağı yağmurla birleşmişti. Eve gelen bir iki eşyayı yerleştirmek üzere üzerime ince bir yağmurluk geçirip eşyaları yerleştirdik. Sonrasında evde bir başıma kaldığımda yoğun ahşabın ve yağmurun, temiz havanın kokusunu içime çekince, “yeni bir hayat başlıyor” dedim. Aslında eskiye dair hiç bir şeyi silmemiştim. İnce bir perde çektiğim geçmiş yok gibi devam edecektim ama hiç bir zaman da inkar etmeyecektim. Hala zaman zaman maziyi düşündüğümü inkar edemezdim. Unuttuğum söylenemezdi hiç bir şeyi. Zaten unutmak isteyecek ne yaşamıştım ki henüz hayatta?

Yerleştirilen eşyaların ardından bir komşumda kahve içmiş, bir diğer teyzem de akşama yemek yemiştik. Yaşıtlarımı çok aramayışım kendimle yüzleşmekten ve kaçtığım her şeyi anlatmaya başlamaktan korkmamdan mıydı? Oysa teyzelere çok sıradan bir hayatım varmış gibi anlatıp daha fazlasını anlatmak zorunda kalmıyordum. Yine de ismimin Anadolu olması çok da sıradan olmadığımı hissettirmişti onlara. İsmim bile değişik gelmişti. Erkek kardeşim buraya yerleşmeden önce iyice emin olup olmadığımı sormuştu, ama mutlu olmamı istediğinden ses çıkarmamıştı. Değişikliğe ihtiyacım olduğunu biliyordu, zaten o da İstanbul’ dan gitmek zorunda kalmıştı iş gereği. Onun güçlülüğü bana hep güç olmuştu, ama aynı zamanda da kardeşime bu kadar duygusal dönemlerde olduğumu göstermek istememem, beni güler yüzlü görmesini istememden dolayı belki, zamanımı çok bir şey anlatmak zorunda kalmadan geçiriyordum. Yine de çok belli bilinenler saklanmıyordu. Aslında ikimiz de biliyorduk sıkıntımı. O kadar şanslıydım ki o olduğu için, kim bilir onun varlığı uzakta da olsa kendime iyi hissettiriyordu. Beni haftasonu tekrar ziyaret edeceğini söylemişti. O zamana kadar evi düzenleyip, çarşıları öğrenmeye başlıyordum.

Doğal sabunlar yapan bir dükkana uğradığımda, benden bir iki yaş büyükçe, doğal, çok aşırı güler yüzlü olmasa da tatlı bir kıza rastladım. Bana söylediği ikinci cümle “kayısı kokusunu hiç sevmem” olmuştu. Kayısılı sabuna giden elimi hiç durdurmadan ilk sabunu aldım. Beni tanımadığı halde, nazik ama açıkça fikrini söylerken gülerek samimiyetini belli ediş şekli dikkatimi çekmişti. Neyi tercih ettiğini sordum, buralarda mı oturuyordu. Sonra o da bana ismimi sordu.

– Anadolu, dedim. İsim olarak nadir duyulmasına genelde tepki verenlerin aksine hiç şaşırmadan, “bugün benim sabun alasım yok sanırım, sahile doğru çay içmeye ineceğim Anadolu” dedi, “gel katıl bana, küçük de olsa burası hakkında öğrenecek çok şey var.”

Parasını ödeyip elimde sabunla kızı takip ettim. Karşısında zayıf duygularımı teslim etmeyeceğim bir kız vardı, bu bana güç verdi. Ondan öğreneceğim şeyler vardı belki de. Duygularımı yok etmeyecektim asla, sadece dizginlemeyi öğrenecek, içimde sonuna kadar yaşayacaktım belki. Aslında kafamda plan falan yoktu ne yapacağım konusunda burada. Sadece bir süre kaçıp, bir süre yeni insanlar tanıyıp, bir süre kendimi bulmaya gelmiştim. Belki hiç tanımadığım, benden çok farklı insanların bir katkısı olabilirdi. İsminin Melek olduğunu öğrendim. Sebepsizce iyi hissettim duyunca. Yürümeye devam ettik. Hayatımı yeniden, bu kez yalnız kuruyordum. Biriyle beraber hayat kurmaya benzemiyordu artık. Ama farklı bir tadı vardı. Bu bilmediğim yerleri bağrıma basıyor, bildiklerimin üzmesindense onlarla dolduruyordum.

16/07/2012

Küçük Bisiklet Anıları

Görsel

   Hepimizin vardır ya, küçüklük anıları…küçükken oyun oynadıkları yerler büyüyünce sığınak gibi gelir. Bu evin her yerinde sanırım bir oyun anım vardır. Çok küçüktüm, hafızam kopuk kopuk. Benim büyüme çağımda buralara gelmeyişimden ötürü çoğu kişiyi tanımayışım bazen tuhaf hissettirse ve bir özlem hissetsem de bu konuda, belli bir yaşa kadar çocukluğum buralarda geçti, hatta burada bile doğdum sayılabilir!

 Korkularımdan uzak, arka bahçeye doğru baktığımda, çevredeki değişen şeylerin aksine her şey hala eskiydi. Zaman tüneli gibi. Bahçeye, odalara, koridora her yere oyuncaklarımı yayardım. Hafızamdaki kopuk karelerden birini hatırlamamı sağladı bir seferinde bir arkadaşım, çok küçükken kim olduğunu bilmediği bir çocuk tarafından şaka uğruna bisikleti kaçırılan beyaz şapkalı küçük kızdım ben. Yaramaz velet bir tur atıp geri getirecekti herkese yaptığı gibi, ama kız küçüktü ya başladı zırlamaya.

 Şimdi arkamı dönüp baktığımda gördüğüm dedemin tek iğde ağacı, aslında bir sürü sokak boyu gidiyordu. Rüzgarda sallanırdı dalları, hele de sonbahara doğru. Ne ilginçtir ki ağaçların hep bir hikayesi varmış sanki bende. Kesilmek zorunda kalan yaşlı hasta incir ağacı mesela. Çok anlamlıydı benim için.

 O zamanlar yaralı bereli dizleri olan, sürekli düşen bir yaramazdım. Çok zayıftım, sahilde kapkara olurdum bir de. İpe bağlı, kum kalıplarımı taşıyan bir arabam vardı. Bisikletimi araba ya da at gibi görür isim takardım, bir de elime geçen her şeyi konuştururdum. Biliyorum! Biraz fazlaydı hayal gücüm.

 Evet hep dediğim gibi ben büyüyüp de, sokakların, odaların küçüldüğü burası artık anılarımı da almaz oldu. Bu kadar anı dolu bir ev ve şimdi hayal gücü küçülen, bütün gün oyun oynamak yerine “ne yapsak” diye düşünen insanlar haline gelince, kurmaca dünyaları oyunlarımıza sığdıramayınca, koca alanlar küçük gelmeye başladı. Oysa burası hep anlamlı bizim için, dedemin ve anneannemin yemek vakti ellerindeki zili sallayarak bizi çağırdıkları. Bisiklete binmeyi ve yüzmeyi öğrendiğim. Bir bebek olarak ilk yazımı geçirip, yıllar sonra bambaşka duygular paylaştığım, bir kez daha, yeniden burayı tanıdığım, hep özendiğim sahildeki akşam kalabalıklarına katılmak için şimdi geç kaldığım bu yaşta, küçüklük anılarımı düşünüp gülüyorum.

 

10/07/2012

Kitap Üzerinden Notlar

Görsel

  Kitabımı aldığım gibi sahile gittim yine bu akşamüstü… Biraz okudum, biraz not aldım, biraz düşündüm, arada gözyaşlarım karıştı denize. Güneş battı, yine dilekler diledim. Hava kararana kadar kitap okudum. Bu aralar bana tek iyi gelen şey, bana kim olduğumu hatırlatan bu kitaptı. Her zaman olduğu gibi okuyup etkili bir şey hissetmediğini belirten de oldu çevremde. Oysa şunu savunuyordum ve kitapta da şunun gibi bir şey okudum geçen gün “Eğer kullanmayacaksan, bu kitapta okuduğun her şey değersizdir.”

 Beni en çok etkileyen yerlerden birisi Anthony Robbins’ in bu İçindeki Devi Uyandır kitabında bahsettiği değer yargılarımızı bile yeniden organize edebileceğimizdi. Her şeyi organize edebilmemiz edebilmemiz mümkündü. Bilinçaltından da bahsediyordu kitapta. Bir de hayatımızı biçimlendiren güç bölümü çok hoşuma gitti şu an okumakta olduğum.

 Özellikle bazı şeyler var ki, bu kitapta da rastladığım, psikolojide de geçen bir şey; insanların neyi nasıl tanımladıklarının üzerlerindeki etkileriyle ilgili. Bazı sevdiklerimin hayalleri ve gerçekleştirmek için bir türlü adım atamadıkları aklıma geliyor okurken, kim bilir belki bir gün birine hediye ederim bu kitabı.

 Dünkü yazımdan çok farklı değilim belki bugün…tek bildiğim deniz kenarında kumsalla, güneşin batışıyla, denizle bol bol hüzünlerimi paylaştığım. İnsanları severim, insanlar hareketlerimi istedikleri gibi yormak isteseler de, sırf insanlarla konuşmayı sevdiğimdendir, insanları sevdiğimdendiraldırmamam bunlara. Ama beni kırmalarını pek unutamam. İçimde bir uktedir kalan. Yüreğim acıyor. İnsanlara yardım etmeyi severim, ama bazen sevdiklerinize uzanamaz eliniz. İstemezler. Her şeyi boşverin, yüreğim acıyor bugünlerde. Anılarımın yoğun olduğu bu yerde, her bulunduğum kısmında, iki sene önce sanki çocukmuşum da birden büyümüşüm gibi, sanki gençlik heyecanlarını izler gibi anılarımı izliyorum bazen. Yanımda olmasını özlediğim, ama söyleyemediğim insanlara. Burada çocukluk anılarımla özlemlerim arasında gidip geldiğim bu evde. Hayırlısı. İyi geceler sevgili takipçi dostlarım.

29/06/2012

Okuma Siirlerimi Artık

Senden sonra da ben hep saymaya devam ettim günleri,

Her yıl bu gün bir yerde yıldızların altında olurduk ya,

İnanır mısın bugün tekim diye mi bilmem, yıldızlar pek göstermiyor kendini?

Sen umursamaz, sen öfkeliyken her şeye,

Anlamsızca,

Artık kapımı kapadım sana,

Gönlümün kapısını başkasına açmayağım gibi,

Bir gün olur da anlarsan değerimi,

Her yeri gezip tozup mu anlayacaktın derim…

Artık okuma siirlerimi,

Artık sana yazmıyorum çünkü,

Kendime yazıyorum eskisi gibi,

Kalbime dokunma, uzak dur,

Artık bu cümleler yabancı sana.

Rahat bırak satırlarımı,

Bırak, git, satır aralıklarında kal,

Birlikte yaktığımız atesten, izlediğimiz yağan kara,

Bütün mevsimleri yasadık ama,

Baskasının satırlarını okuyorsan eğer,

Benim yazıma, baharıma değme,

Ne olur bir daha okuma satırlarımı,

Kirletme.

İnan ki üzüldüğümden değil,

Donuklastım sana,

Kendi duygularıma değer verdiğimden bu satırlarım,

Eğer okursan baskasının satırlarını,

Uzak dur, okuma benimkileri,

Senin geçmisinde yer almak istemiyorum artık,

Geleceğinde yapmayacaksan beni,

Hiç girmemis olayım hayatında,

Kapı dısında,

Satır aralıklarında kal.

Bir türlü bitirmek istemediysem bu sevgiyi,

Sana çok kızacağımdandı emin ol,

Erteledim, hep erteledim o kızgınlığı,

Ama senin kızgınlığını bile yasamak istemiyorum,

Bu yüzden hep oyalayacağım aklımı,

Oysa çok dedim ben eskiden,

Kalbimi kıracaksa girmesin hayatıma diye simdiden biri,

En büyük suçun buydu,

Ama en kötüsü,

Sevgime yazık etmendi.

Artık okuma siirlerimi,

Kirletme,

Tıpkı kalbimi herkese kapattığın gibi,

Övünme,

Sana olan sevgimden değil,

Sebep olduğun güvensizliğimden hepsi.

Etiketler: , ,
26/06/2012

Sevgiliydim

 Beni ya çok seviyordu ya da öyle zannediyordu. Ağzı sussa gözleri konuşurdu. Çocuk gibi bakardı bana, çocukmuşum gibi severdi. Gülerdi hallerime, hoşuna giderdi. Çok kıskanırdı, bazen öyle böyle değil. Peki ya çok seven insanın, birbirimize benzemediğimizi düşündüğü için sevgisi biter miydi? Hep bitirmek istedi, her bitirişinde sevdiğini ama bitmesi gerektiğini söylerdi. Sonunda bitti.

 İçimde hala aynı duran kız çocuğunu görmüyor muydu, bu kadar kızarken bana? Değişmemiştim ki. Sadece tepkiliydim. Şaşkındım. Sevgiliydim.

19/06/2012

Evlilik üzerine üç beş…

 Ben de bildiğimden değil…şahsen hiç evlenmedim daha önce. Duyduklarım, nacizane düşündüklerim bunlar. Ama bugün arkadaşımla laflarken konu geldi oraya…aklımızda güzel dualar…hayaller…dilekler…temenniler. Oradan daldım gittim bazı anılarıma, “anlatırken kötü olmuyor musun?” dedi. Düşündüm. Hayır, dedim. Aslında farkında olmadan gülümsediği seziyorum, sonra ayılınca anılardan bir an İzmir’ in karşı dağlarına bakıyorum. Ama kapkaranlık. Üstünde bir kaç ışık. O zaman bir buruluyor içim ve yüzüm, o kadar. Çünkü üzülmemeye kararlıyım, bir şey düşünmeden vakit geçmesine, aklıma gelmeyene kadar. Düşünmüyor muyum, düşünüyorum elbet. Üzülmüyor muyum, kim demiş? Ama akışına bırakmak zorundayım.

 Dedim ki arkadaşa, insanlar belli bir yaştan sonra daha ciddi bakıyorlar evlenmeden önce. Arkadaş dedi ki “neden ama, sevdiği şey kalbin, ruhun.” Evet, değişmiyor dediği gibi onlar da zaten. İşte aşk bitince ne olur diye düşünüyorlar genelde insanlar. Tabii ne kadar doğrular ne kadar yanlışlar bilemeyiz. Nasıl tarttıklarına da bağlı. Hem bir de geçenlerde eski komşumuz teyzeyle konuşurken laf arasında şu da geçti, eskiden insanlar daha çok uğraşırdı sanırım evliliği yürütmek için. Boşanmak kimi için iyi, ama boşanma rahatlığıyla insanlar daha rahat boşanmaya dayanır oldular gibi geliyor. Tabii bu herkes için geçerli değil, boşanmak kötü bir şey olduğundan değil, gerekli de olabiliyor. Ama o aklımızdaki evlilik ve aile kavramlarını özler olduk.

 Neyse, sonra dedim “Lisede bir öğretmenimiz vardı. Hiç unutmam bir gün şöyle demişti; önemli olan evlilikte, aşk bitince sevgiye dönüştürebilmek. Gece yanındakinin üstü açılınca örtmek.” Çok hoşuma gitmişti. Hiç unutmadım. Sonra ne zaman evlilik dense bu cümleyi tekrar ederdim. Yine ettim.

 Aşk bir yerde bitiyor diye  bilirim genelde, bitmeyen varsa çok nadirdir. Fakat aşkı sevgiye dönüştürebilmek… O sevgi de başka bir şey bence. Sevgi dediysek, farklı bir sevgi bu. Herkesin bu konuda bir düşüncesi vardır. Benim aklımda şekillenen başka bir sevgi olduğu bunun, tatlı bir sevgi bence. Aşkla sevgi arası belki de.

 Sonra hele yaşlanınca olan sevimli çiftleri düşündüm bir an; anneannelerimiz, dedelerimizde gördüklerimiz. Bir heyecanlı gençlik hikayeleri, tatlı tartışmaları çocuk gibi, ama içlerindeki sevgi akıllarına gelince sarılmaları.

 Önyargılardan uzak ama tecrübeleri de düşünerek bakmak isterim olaya. Ve neyin nasıl olması gerektiğine dair bir şey söyleyemem. Bildiğimi düşündüğüm tek şey sevgiye dönüştürebilme kısmı.

 Şüphesiz, bana göre romantik bir şey, bir insanın bir insana ömrünü beraber geçirme teklifi. Ve yine bana göre güçlü, centilmen bir adamın sorusu bu. Ancak her teklif eden böyle olmayabileceği gibi, iyi karar verilmesi gereken bir şey olduğundan doğru zaman ve doğru insan da gerektirir. Tabii benim düşüncelerim bunlar… Çok duygusala bağlamayalım diye şarkı koymadım 🙂 Sevgiler.

16/06/2012

Gün Ağarınca, boynum bükülür, dalarım uzaklara, gönlüm sıkılır…

 Sevenler için bir de daha hızlı rock gibi bir versiyonu video linkini koymak istiyorum. Ama şahsen ben orijinalini daha çok sevdim. Rock versiyonunu da beğendim ama, bu şarkıya ve sözlerine daha ağırlık yakıştığı kanaatindeyim.

 Sizler, her kimseniz bilmiyorum ama, yazmak iyi geliyor. Aklımdan geçen şarkıları paylaşmak…insanlarla konuşmayı seviyorum. Ama artık bir çok insandan da korkar oldum. İnsanların hayattaki para kazanma mücadelesi uğruna ne kadar samimiyetsiz olabileceğini gördüm. Hayat bazen okuldan daha da okul sanki. Ama adım adım hazırlanıyoruz hayata. Lise, üniversite, gittikçe daha da gerçeğe. Ben istedim, içim dışım bir, söylemem gerekmeyen şeylere kadar samimi oldum insanlara; bu samimiyetim belki dokunur dedim, bu samimiyetime rağmen üzmek istemezler, ama yok, gördüm. Yine de umutsuz bakılmasını istemem insanlara.

 Peki ya bu kadar çok samimiyeti savunan, karşısında gördüğün insan rollerinden yakınan bir insana, en yakınında tuttuğu insanlardan bile inanmamak için uğraşan biri varsa?

 Hiçbir şey bilmiyorum, ya da bilmiyor gözükmek ardına sığınıyorum bu anda. Zaman zamansa hayatta çeşitli insanlarla karşı karşıya geliriz. Bazen kısacık bir dönem karşılaşırız kimileriyle de. Tesadüf ya o üç günde ya da iki ayda bile çok kanımız ısınır, çok takdir ederiz. Arkadaş olacak kadar çok tanışmayız, ya da belki iş konumunda bir üst rütbemizdedirler ya da belki bir otobüs seyahati boyu kadar tanırız. Hani bir daha görmeyeceğimizi bildiğimiz ama çok içten bulduğumuz bu insanları içimizden düşünüp ufak bir tebessümle anarız. Türlü sebeplerden, kimi zaman elimizde olmayan durumlardan bulunduğumuz yeri, konumu, görevi değiştirmemiz gerektiğinde, ortada bir olumsuzluk varsa da suçun hiçbirimizde olmadığını biliriz.

 Gel gelelim birden alakasız bir şekilde geçtiğim gönül yangınlarıma. Benden habersiz, bildiğini sanıp da içimi bilmeyenlere. Esintili ve koyu bir İzmir akşamından ona yollayacağım şarkı budur. Gün ağarınca boynum bükülür, dalarım uzaklara gönlüm sıkılır.

İmza, Armoni.

%d blogcu bunu beğendi: