Archive for Aralık, 2012

14/12/2012

Bavullar 2

 Bazen kendimi kandırılmış gibi hissediyordum, ama neden? Onun yüzünden mi, yoksa duygusal şeylerin gereği miydi bu? Üzerinde ismimin yazdığı “Anadolu” yazılı bardğı raftan aldım. Su kaynamıştı. Kış geldikçe burası soğuk görünür olmuştu, oysa yeterince güneydeydim. Yağmuru hep severdim, yağmur yağarken kendime kahve koymayı. Oysa yağmur aynı zamanda yalnızlık hissimi bağırıyordu sanki bana. Ahşabın yine hakim sürdüğü mutfağımda dirseklerimi tezgaha dayadım ve pencereden yeşillikleri ve gökyüzünü izledim biraz. Canımı çoktan acıtmıyordu onunla ilgili hiçbir şey. Artık düşünmek bile umrumda değildi. O sevmeyi bilmeyen, benim de sevgimi kendisininki gibi sanmış biriydi. Sevgiyi bilmediği için anlamadı neden o kadar çok sevdiğimi. Herkes gibi, belki de kendi gibi davrandı ve birini buldu. Ne önemi vardı ki onun için kim olduğunun. Bir evliliğin başından dönmüştük, bir adamda aradığım güç yoktu, baştan yılmıştı, olmayan sebeplerden korkmuş ve vazgeçmişti. Belki bu kadar büyük bir sevgiyi sırtlayacak bir sırt yoktu, belki de fazlaydım ona. Ne istediğini bilmiyordu, ama sorumlulukları olan, hedefleri olan bir kız da istemiyordu belli ki. Onun istediği kolay taşıyabileceği, üstüne sorumluluk yüklemeyecek, gerekirse az sevecek ama korkacağı hiçbir şeyi olmayacak bir kızdı.

 Birisi vardı hayatında, kim olduğunu merak etmedim bile. Çünkü kalbim onu özlese de bezdirmişti bu halleri bir kere. Onun için bir şeyden korkmak o kadar kolaydı ki. Oysa yorgun yüreğim bir mutlu son zannetmişti onu. Yaşadığımız hiçbir şey sığmıyordu bu çerçeveye. Anladım ki o anılar benimle onun değildi, o anılar o an olmayı gerektirdiğimiz cesur aşıkların anılarıydı. Cesurduk, çünkü anladım ki aşık olmak cesur olmak demekti.

 İki üç hafta geçmişti taşınalı. Artık pek uğrayamadığım çay bahçesi ve kahve içmeyi sevdiğim ufak dükkan Köyceğiz’in şimdilik en sevdiğim günlük duraklarıydı. Kendime bir iş bakınıyordum. Buraları iyice tanıyana kadar beni barındıracak kadar. Hediyelik eşya satan bir dükkanla görmüştüm, ilk işim ona başvurmak olacaktı. Buraya özel şeyler satarken kim bilir belki bir gün kendi yaptıklarımı da orada satabilirdim. Ayşe Abla’yla bir an önce konuşmalıydım. Bu çevre semtleri tanımak istiyordum, ama buralarda bir yerde olmak istediğimi biliyordum.

 Kapı çaldı, saat gece yarısına geliyordu. Meraklanmıştım. Delikten baktım, Melek kapıdaydı. Birileriyle oturup gece sohbeti yapmayalı uzun zaman olmuştu, sevinmiştim. Hemen içeri aldım. Bana heyecanlı bir şeylerden bahsetmek için gelmişti, onun hikayelerinde kendiminkileri unutmak ve başka bir dünyaya yardımcı olmak hoşuma gidiyordu. Kendimi beklemeye almış gibiydim. Mutfakta bar taburesine oturdu, ben de onun kahvesini hazırladım. Sonra minderlerime geçtik, şömineyi harladım. Bugün rüzgar çoktu dışarıda. Melek anlatmaya koyuldu, başından talihsiz bir evlilik geçirmiş ama benden çok daha umut dolu bir kızdı. Zamanla yaralarını sarmış, içinde ukte kalsalar da alışmıştı. Yeni hikayeleriyle koşuşturuyordu. Bana eski yoğun ama zevkle çalışan halimi hatırlatıyordu.

 

%d blogcu bunu beğendi: