Bavullar 1

Çok geç sayılmazdı. Güneye taşınmak gibi bir hayalim hep vardı ve sonunda zamanı gelmişti. İstanbul’ da geçirdiğim son yıllarda mesleğimde başarılı olduğumu en azından görmüştüm. Sanki hiç bir karar almamış gibi, tatile gelir gibi bir iki bavulla geldiğim daha ufakça olan bu şehirde yaşamak istiyordum artık. Egenin biraz aşağısı, güneye doğru, ılıman, merkezden arabayla gidilecek mesafelerde turistik sahil beldeleri vardı. Hani çok istemiştim ya hiç tanımadığım insanların olduğu bir yere gelmek, hiç tanımadığım ama aslında tanıyormuşçasına sıcak davranan insanların olduğu bu yere gelmek. İlginçti, hem iklim çok sıcaktı, hem de insanlar. Bir kaç günün ardından birden ev bakmaya başlayıp, “tamamdır” demiştim, istediğim gibi sade ve küçük bir ev.

İlginçti, kendi yaşımdan çok insan olmasını aramıyordum. Bu kasabanın teyze ve amcalarının arasına karışıp sanki yıllardır burda yaşıyormuşum gibi bir hayat sürmek istiyordum bir süre. Deneyecektim. Elimde uğraştığım bir kaç serbest zamanlı iş olmasa belki zordu, ama az biraz birikimim de vardı. Yeni biten yazın buhranlı sıcağı yağmurla birleşmişti. Eve gelen bir iki eşyayı yerleştirmek üzere üzerime ince bir yağmurluk geçirip eşyaları yerleştirdik. Sonrasında evde bir başıma kaldığımda yoğun ahşabın ve yağmurun, temiz havanın kokusunu içime çekince, “yeni bir hayat başlıyor” dedim. Aslında eskiye dair hiç bir şeyi silmemiştim. İnce bir perde çektiğim geçmiş yok gibi devam edecektim ama hiç bir zaman da inkar etmeyecektim. Hala zaman zaman maziyi düşündüğümü inkar edemezdim. Unuttuğum söylenemezdi hiç bir şeyi. Zaten unutmak isteyecek ne yaşamıştım ki henüz hayatta?

Yerleştirilen eşyaların ardından bir komşumda kahve içmiş, bir diğer teyzem de akşama yemek yemiştik. Yaşıtlarımı çok aramayışım kendimle yüzleşmekten ve kaçtığım her şeyi anlatmaya başlamaktan korkmamdan mıydı? Oysa teyzelere çok sıradan bir hayatım varmış gibi anlatıp daha fazlasını anlatmak zorunda kalmıyordum. Yine de ismimin Anadolu olması çok da sıradan olmadığımı hissettirmişti onlara. İsmim bile değişik gelmişti. Erkek kardeşim buraya yerleşmeden önce iyice emin olup olmadığımı sormuştu, ama mutlu olmamı istediğinden ses çıkarmamıştı. Değişikliğe ihtiyacım olduğunu biliyordu, zaten o da İstanbul’ dan gitmek zorunda kalmıştı iş gereği. Onun güçlülüğü bana hep güç olmuştu, ama aynı zamanda da kardeşime bu kadar duygusal dönemlerde olduğumu göstermek istememem, beni güler yüzlü görmesini istememden dolayı belki, zamanımı çok bir şey anlatmak zorunda kalmadan geçiriyordum. Yine de çok belli bilinenler saklanmıyordu. Aslında ikimiz de biliyorduk sıkıntımı. O kadar şanslıydım ki o olduğu için, kim bilir onun varlığı uzakta da olsa kendime iyi hissettiriyordu. Beni haftasonu tekrar ziyaret edeceğini söylemişti. O zamana kadar evi düzenleyip, çarşıları öğrenmeye başlıyordum.

Doğal sabunlar yapan bir dükkana uğradığımda, benden bir iki yaş büyükçe, doğal, çok aşırı güler yüzlü olmasa da tatlı bir kıza rastladım. Bana söylediği ikinci cümle “kayısı kokusunu hiç sevmem” olmuştu. Kayısılı sabuna giden elimi hiç durdurmadan ilk sabunu aldım. Beni tanımadığı halde, nazik ama açıkça fikrini söylerken gülerek samimiyetini belli ediş şekli dikkatimi çekmişti. Neyi tercih ettiğini sordum, buralarda mı oturuyordu. Sonra o da bana ismimi sordu.

– Anadolu, dedim. İsim olarak nadir duyulmasına genelde tepki verenlerin aksine hiç şaşırmadan, “bugün benim sabun alasım yok sanırım, sahile doğru çay içmeye ineceğim Anadolu” dedi, “gel katıl bana, küçük de olsa burası hakkında öğrenecek çok şey var.”

Parasını ödeyip elimde sabunla kızı takip ettim. Karşısında zayıf duygularımı teslim etmeyeceğim bir kız vardı, bu bana güç verdi. Ondan öğreneceğim şeyler vardı belki de. Duygularımı yok etmeyecektim asla, sadece dizginlemeyi öğrenecek, içimde sonuna kadar yaşayacaktım belki. Aslında kafamda plan falan yoktu ne yapacağım konusunda burada. Sadece bir süre kaçıp, bir süre yeni insanlar tanıyıp, bir süre kendimi bulmaya gelmiştim. Belki hiç tanımadığım, benden çok farklı insanların bir katkısı olabilirdi. İsminin Melek olduğunu öğrendim. Sebepsizce iyi hissettim duyunca. Yürümeye devam ettik. Hayatımı yeniden, bu kez yalnız kuruyordum. Biriyle beraber hayat kurmaya benzemiyordu artık. Ama farklı bir tadı vardı. Bu bilmediğim yerleri bağrıma basıyor, bildiklerimin üzmesindense onlarla dolduruyordum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: