Kurbağa Prense Mektup


(Volkan Konak – Mimoza Çiçeğim)

Sevgili Kermit,

Eğer gerçekten bir yerlerde Susam Sokağı varsa ve sen gerçeksen, umarım bu mektubum sana gider. Buralarda yakın zamanlarda kendisini sen diye tanıtan biri girmeye çalıştı kalbime. Son birkaç yıldır prensimin gerçekten bir kurbağadan dönüşeceğine inanacak kadar yorgundum ki, odamı kurbağalarla doldurmuştum. Yorganımdaki kurbağaya sarılıp uyurken, kurbağa eldivenlerim ellerimi ısıtıyordu. Tek eksikleri konuşamamalarıydı. Ah Kermit, bir giremedin rüyama. Oysa ne güzel olurdu bir gece rüyama girsen ve kırılan umutlarımı bana versen. Biliyorum Kermit sen bile veremezsin bana umutlarımı! Sen nereden bilebilirsin ki doğru olan kim.

Ama olur ya görmüşsündür, duymuşsundur… Bu gece kendi yalanıma kendim inanıyorum sevgili yeşil dostum. Yeşil olmak kolay diyordun değil mi? Hiç de kolay değil bu mektuplara cevap vermen gerekecekse eğer. Kocaman gözler hep hoşuma giderdi ama, hiç tahmin etmemiştim aslında bu sefer kalbime gireceğini. Olur ya hep, sen yolunda yürürken karşına çıkarlar bir şekilde; çelme takarlar, güldürürler, soru sorarlar da dikkatini çekip onların olmanı isterler. Sonra bir bakarsın, “öyle mi yaptım” ayaklarında yollarına devam ederler. Sanki onlar değilmiş hiç, sanki ben gerçekten bir kurbağayı prens sanmışım gibi.

Ben eskiden böyle miydim ya? Böyle umutları hemen kırılarn, başkalarını dinleyip vazgeçen… Ben eskiden insanlara umutları kaybetmemekten bahsederdim. Ne oldu bana? Şimdi umutlanmaktan mı korkuyorum? Neden bu kadar yenik hissediyorum mücadele etmeye? Hatta baştan pes ediyorum.

Kermit, beni de yeşile boya. Çünkü ben hazır değilim. Hazır değilim tekrar sokaklara çıkmaya, insanların içine karışmaya. Belki o zaman bu kadar hayal olmaz prensimi kurbağa olarak bulmam. Her gün böyleyim ben işte, sürekli bir yerlere mektup yazıyorum, alıcısı olsun olmasın. Alıcısı olsa da bazen yırtıp atıyorum. O anlık düşüncelerimi boşaltayım yeter. Sıkıntılarımı yazıp yazıp atıyorum bir yerlere. Ama Kermit, bugünlük bu m ektubumu gönderdiğimi farzetsem. Bozuntuya vermezsin değil mi? Tanıdığım birisi olsun istemiyorum yazdığım kişi hem. Bu sefer öyle ço k, öyle çok paylaşasım var ki. Ama korkuyorum artık, korkuyorum söylenenlerden. Umutlarımın kırılmasından, her şeyden korkuyorum. Umutları savunmaktan da korkuyorum, umutlarımı kaybetmekten de. Peki ya ne oldu olumlu düşünmeye? İnanmaya ve büyük aşklara? Artık büyük aşklar kalmadı. Yerini küçük kısa süreli kırıntılar ya da hastalıklı tutkular aldı. O yüzden insanlar korkar oldu aşıklardan ya da her şeye kolay ulaşanlar aşık olmaktan korktu. Kimisi ise aşkı aşk olduğu için değil, heyecanından dolayı sevdi. Ve ben… ben aşktan nefret ettim böylece. Aşka inanmadım… sevgi dedim ona. Sevgi. Çünkü aşkın tanımını değiştirdiler. Ben safça sevmek istedim Kermit, safça sevmek. Aşık değilim seviyorum dediler, sevmiyorum aşığım dediler…hoşlanıyorum aşık olabilirim dediler… Dediler… dediler.

Armoni


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: