Valiz

Bir varmış…bir yokmuş… Yıllar yıllar önce, ülkenin en büyük olmayan, ama yine de büyük; en büyük olmadığı için belki de bu kadar güzel olan şehirlerinden birinde küçük bir kız çocuğu dünyaya gelmiş. Eğer masalımıza realiteyi de karıştırmak gerekirse, bu şehrin gazete ekinde geçenlerde bir mimar şehirle ilgili hayallerini belirtmişti de; büyük şehire döneceğinden korktuğum şehir, bu hayale göre binalarla dolacaktı. Belki de bu şehri çok büyük olmadığı için güzel sayma etkenlerinden biri henüz dağlarında binaların hala o kadar da sık sayılmamasıydı sanırım.

Gel gelelim eski zamanlara, şehrin en görkemli yerlerinden biri o zaman daha da merkez sayılan Alsancak’ tı. Kızımız küçüklük edasıyla mıydı bilinmez, küçükten al haberi tadında orayı pek bir severdi. En çok da daha o yaştan yılbaşı ışıklarını sevdiği içindi sanırım. Pek bir moda olan küçük oyuncak bebeklerin nerede satıldığını yanlış hatırlamıyorsa, meşhur Sevinç Pastanesi’ nin önünde yerde bir satıcının tezgahıydı bu. Bu bebeklere artık etik kurallarından mıdır, kız çocuğu olma hevesinden midir, çamaşır ve giysi giydirmeye pek meraklıydı. Anneannesine diktirirdi bunları. Hatta bir keresinde nasıl olacağı merakıyla civcive bile diktirmeyi başarmışştı.

Şimdilerde geçici odası olan bu oda, o zamanlar ona kocaman gelen oturma odasıydı. Aslında  hiç de büyük değildi sanki. Yatağında kızı gibi sevdiği kedisiyle oturuyordu. Yarın artık yaşadığı şehre dönme vaktiydi. Bugünse Alsancak sokaklarında turlarken hem yarını, hem de geçmiş yılları düşünüyordu, çok geçmiş olanları. Yıllar gerçekten tutarlı mıydı?

Lisenin başlarında, masa başına geçince yazdıkları mutluluk yazılarıydı. Hüzünlerinden bile mutlulukla bahsederdi umutlarla bir. Olumlu düşünmeyi aşılamak isterdi insanlara. Çok inanırdı bunlara eskiden. Şİmdiyse boş yere umut beslemekten korkuyordu olumlu olmak adına. Biraz da hayatı masallaştırmaya çalışırken, kendisi kapılmıştı başkalarının umutsuzluklarına. O anlatırken masallarını, dinleyenlerin gerçekçilikleri etkiledi dünyasını.

Oysa öyle miydi ya? Yine dünyasını çevirmesi gereken oydu. Bir kez elle ittirdi mi, dönmeye başlardı yine. Aslında çalışmayı bile insanlarla sürekli iletişim halinde olmak ve gülümseyi sevdiği için istiyordu yarı yarıya.

Gerçekten hayatı bu kadar ciddiye almak gerekiyor muydu, yani bu kadar üzülmek ya da mutlu olmaya çalışanları kıracak kadar? Masal ya da oyuna çevirmeye çalışanları gerçeklerle yüzleştirmeye çalışmak…onlar bilm iyormuş gibi, o yüzden oyuna çevirmeye çalışıyormuş gibi.

Bazen elimizde olmayan şeyler vardır. Severiz, üzeriz, mutlu ederiz. Bunlar bazen orantılı değildir. Bazen bu küçük kız da öyledir işte belli eAy Savaşçısı Armonidemez. Bazen der ki, “keşke bir şeyler yapabilseydim çevremdekiler için.” İnsa nların tutkularını, uğraşılarını, şanslarını ve şanssızlıklarını gördükçe. Belki de o yüzden, bir günlük ay savaşçısı olmak istiyordu. Gerçeğinden yine korkuyordu, ama masaldan bi ay savaşçısı olmak istiyordu. Ve bu gece onun kıyafetini dikmeye yardım ediyordu. Yarın valizine koymak üzere. Bir valiz içindekilerle ve içine koyulmayanlarla bir bütün bazen, bir göçebe gibi sürekli, içindekiler sürekli değişen, ne kadar da şey anlatıyordu bir insanın arkadaşı iken.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: