Çocuklar Gibi

Bir süredir öyle kötü çaldınız ki günlerimi…ben bile anlayamadım nasıl oldu. Karar verdim sanırım, hatırladım; bir zamanlar nasıl da resimlerim benim en yakın tek dostumdu. Unutmuşum insanların bu kadar uzak, bu kadar iletişim kopukluğu içinde olduğunu.

Hatırlar mısınız? İstanbul’ u umudu sayan bir liseli kız vardı yıllar yıllar önce. Belki çok küçüktü…hem de çok. Bence şimdikinden çok daha olgundu o küçük kız. Elimden gelse şimdi terk ediverirdim İstanbul’ u. Çok imrenirdim ya bir valize bütün eşyalarını sığdırıp otobüse atlayan insanları. Başka bir ülkeye, bambaşka bir şehre ve dile bırakırdım kendimi. Hem öyle kolay olurdu ki terk edişim. Kimseyi özlemezdim İstanbul’ da iki üç dostumdan başka. İzmir’ deydi özleyeceklerim. Smyrna’ yla iki kız alışırdık yeni hayatımıza artık. Lakin, kedilerin şansıydı ki kediler dünyanın her yerinde miyavlardı sadece.

Bir günlük gibi, hiç tanımadığım bir dost gibi yatağımın içinde yazıp her hangi bir ses vermeksizin ulaşan dertlerimin, tesellilerimin, hikayelerimin dinleyicisiydi bu sayfa. Hiç tanımadığım dostlarım olurdu okundukça. Hem çekinirdim, hem isterdim duyurmak.

Yerle bir etti İstanbul bizi, beni ve sevdiğim oyuncaklarımı. Resim vardı vaktimi verdiğim, onu da benden çaldı. Ben kazandırır sanmıştım daha da. Bu yüzden eğitim alınırdı, bu yüzden gelmiştim buralara.

Bana hiç eğlenceli gelmiyor artık. Ne o şakalar, ne o gülümsemeler, tatlı bakışlar…ciddi oldum ben de. Bari birimiz farklı kalsaydık ama nafile. Siz heyecansız davrandıkça, heyecanım kalmadı benim de. Oysa bağırdım, günden güne seslendim, duymadınız. Her gün yürürken montumun içinde kalbim hızla çarptı, fark etmediniz. Gördüm, bakmadım ben gördüm! Siz gözlerime bakmaktan kaçtınız. Yazdım buraya hep yazdım, ya çok hüzünlü dediler okumadılar…ya da depresif dediler içtenliklerime.

Siz bir şeyler anlatırken, insanların size inanmayan, öğretmenlerinizin umutsuz bakışları nasıl gelir insana hiç bildiniz mi? Benim bir hikayem vardı, içimde ışık vardı diyebildiniz mi? Onlar hiç merak etti mi? Vardı neden yok oldu dediler mi? Her koyun kendi bacağından asılırdı değil mi? Pes edecek değilim, sadece sizden ümidimi kestim. Kulaklarınızdan kestim ümidimi, duyduğu yok kulaklarınızın. Gözleriniz görmüyor, gözlerinizin içine bakarken aklınıza gelmeyen sözcükler şimdi aklınıza gelecekse hiç denemeyin.

Ben aslında bugün yeni bir yaşa bastım. Bir anda sanki birkaç yıl yaşlandım. Hayatı anladıkça yaşlanıyoruz. Hayatı anladıkça başa dönüyoruz galiba. Çocuklaşmaya çalıştıkça yapamıyoruz, yaşımıza değerini veremiyoruz. Yaşımızı yaşımız gibi yaşayamıyoruz. Düzeni bozuyoruz, en saf duygularımıza dönelim derken sonra çocuk gibi küsüyoruz. Ama barışmaya gelince çocuk olamıyoruz. Öyle bir yanılsama var ki gözlerimizin önünde. Bir gün sormuştunuz “yanılsama”yı anlat diye. İşte buyurun. Yanılsama içimizde ki, doğru anlatamıyoruz.

Çocuk olmaya çalışıyoruz. Çocuklar gibi açık sözlü ya da dürüst olamıyoruz. Çocuklar gibi küsmeyi biliyoruz biz sadece. Şimdi pes etmek değil görevimiz, silkelemek kendimizi. Pes etmekten zaten başımıza ne geldiyse geldi…unuttuk kendimizi sil baştan…o açıdan sardık başa, başa dönmek ne kelime?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: