1. Gün

Müzik: Magrugada – Hold On To You

Merhaba hayat,

Ben küçük bir çocuğum bugün. Henüz uyandım ve yorganımı kaldırmak zor geldi birçok insan gibi. Şimdi caddede arabalar vızır vızır gezmeye başladılar bile. Hatta eğer sabahlarsam gece nadir geçen arabaların seslerini ya da İstanbul’ da insanların güne altı sularında başladığını bile duyabiliyorum. Martıların ise çok daha erken. Onlar yola çıktıklarında hava aydınlamamış oluyor. Bu yüzden ben gece yalnızken yaşama dair sesleri duymayı seviyorum hayat.

Her gün, güne başlarken sürpriz gibi oluyor. Nasıl bir ruh haliyle başlayacağım belli olmuyor. Ama daha çok sabahları umutlu, geceleri umutsuz oluyorum. Uyumak zor geliyor huzursuzken sonra. Zaten uyumak hep vakit kaybı gibi gelirdi bana küçüklüğümden beri. Dolayısıyla daha da zorlaşıyor yatağa girmek. Uyumak zor, uyanmak ayrı bir zor. İnsan diyorum hayatın her saatini değerlendirmek isterken uyumayı hiç sevmiyor sanki. Çünkü günün her saati ayrı bir güzel geliyor. Sabaha karşı günün ilk seslerini ve ışıklarını duymak. Kahvaltıya dışarı çıkmak. Güne erken başlamak… Sonra gündüzü değerlendirmek. Saatlerce gün ışığında arkadaşlarınızla laflayabilmek. Akşamüstü güneşi batırabilmek. Alacakaranlıktaki loşlukta hüznün etkisi altına girmeden tadına varabilmek. Akşam insanların çeşitli saatlerdeki yemek yiyiş seslerini, çatal kaşık gürültülerini duydukça masaya beraber oturan ailelerin bana verdiği mutluluk. Sanki o zaman ben de yalnız değilmişim gibi geliyor. Hele ki İzmir’ deki son senemde bunun değerini anlamam.

Sonra gece oluyor, onbirde ben “oh” diyorum, “daha gün bitmedi.” Saat bir oluyor, “neyse henüz bir” diyorum. Bir civarlarında ben artık iyice loş bir abajur ışığı ve müzik alemine dalmış oluyorum. Evi yeni temizlemişsem o bambaşka bir keyfe dönüşüyor. Çoğunlukla da bir şeyler yazmanın verdiği keyif ölçüsüz benim için. Birileri okusun ya da okumasın, paylaştığımı hissediyorum. Yazdıkça yeni fikirler çıkıyor sonra ortaya. Hatta bazen hayatta en çok yapmayı sevdiğim şey olan sürpriz planlarının doğuşlarına tanık olabiliyorum ya da yeni kavramları farkediyorum.

Ama o gecenin loşluğunun keyfini anlatamam size. Aralık ayıysa eğer, yılbaşı ağacının ışıklarında otururum genelde. Kahve ve müzik de tamamlar keyfimi. Ya çizerim ya yazarım.

Bugün o her günden birisi. Gece uyumadan önce gözlerimi kaparken pencereden gördüğüm ışığı yanık evlerin varlığıyla dalıp, uyandığımda yine bahçeye çeviriyorum gözlerimi. Kar yağıyorsa teker teker inceliyorum bahçenin görüntüsünü. Baharsa erik ağacının çiçeklerini. Bazen koşarak çıkıyorum evden. Hep umutlu kalmayı sevdim küçüklüğümden beri, umudumu kaybetmemeyi. Yeni anlıyorum da, hala kaybetmemişim o duyguyu. Umudunu kesmemek gerçekleştirmeye bir adım olabilir mi gerçekten? Belki de gerçekleştiğinde hala umudumuzu kesmemiş olduğumuz için geç kalan olaya yine kendimizi verebilmemizdir bu. Artık tüm çocuk oyunlarını gördükçe, ben daha da değiştim. Kaçan kaçtıkça değil benim kovalayışım; doğal insanları, sevgisini göstermekten korkmayan insanları seviyorum. Artık sevildikçe daha çok seviyorum. Tüm o oyunlar o kadar çocukça geliyor ki, ister istemez beni uzaklaştırdığını hissediyorum. Bugünse, çok aydınlık bir gün hayat.

Bugün çok gerçek. Bugün hem acı, hem tatlı yine. Hem korkuyorum, hem umutluyum. Merak ediyorum hayat. Bir renk var hayat gibi. Gözlerime onu sürüyorum makyaj yaparken. İster istemez daha canlı bakıyorum. Aslında hepsini söylüyor gözlerim içimdeki. İnsanlar nasıl göremiyor bilmiyorum gözlerdeki söylenenleri. Beni anlatan parfümü sıkıyorum, sonra çıkıyorum evden…sokağa çıkıyorum. Hafif bir yokuş inince başlıyor gün. Trafiğe ulaşınca gerçekle karşılaşıyorum. Trafik beni hayata taşıyan aracı. Zaman yolculuğu gibi. Bir yerden başka bir yere gidiyorum, ama bir hikayeden başka bir hikayeye. Evdeki ben, yoldaki ben, arkadaşlarımla ben, gezerken ben… İnsanlar hep böyle değil mi aslında?! Aslında ben olabildiğince ben olmaya çalışıyorum her yerde ama insanlar öyle değiller ki. Evdeki ben, içimde aslında. Dışarıya çıkarken bir kalıp giyiyoruz, arkadaşımızı görüyoruz bir kalıp giyiyoruz. Değişmekle alakalı değil bu. Hüzünlüysek o gün örneğin, bir gülen katman geçiyor yüzümüze…arkadaşımız güldürüyor. İçtensek böyle saydamdır o katman. Değilsek bulanık.

Bulanık olunca göremezler gözlerimizdeki yansımaları. Bu yüzdendir insanların bizi bir türlü anlayamamaları. Ama anlayamadıklarını aylar sonra da farkedebilirler, yıllar sonra da.

Yaramaz mı görünüyorum? Öyle mi anlatılıyorum yoksa? İşte bu çok daha saçma… İnsanlar neden duyduklarından etkilenirler? Ya da etkilenmeleri gereken yerde etkilenmezler?

Hayat bana sarıl. Bunu öyle çok istiyorum ki… kollarının sıcaklığı beni o kadar sıkı sardı ki. Yoldayım yine. Hayat sarıl. Hikayelerine geliyorum.


Armoni

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: