16/02/2014

Pencere

penceremin onunde bir pencere,

yanimdaki cumbanin isigi vurur gozlerime,

mutlu olurum biri varmis gibi az ileride,

bu salonda, iceride.

neden bilmem…

bir isiktir gelen gecenin icinden,

bir mutluluk sebebi,

isik sari ve sicak…

gecenin yildizlari yoktur,

kafami kaldirip bakmazsam camdan gokyuzune.

eger istemezsem sadece masa ve duvar…

oysa ilerimde bir cizgi seklinde deniz kiyisi.

gormezsem karsimdakinin bile gozleri yoktur,

ne kadar derinse bosa,

duymazsam sozleri yok…

belki agzini bile gormem.

ama istersem eger bir isik geliyor ya penceremin onunden,

sari ve sicak,

biri varmis gibi iyi bile hissedebilirim,

oyun oynarim,

derim ki hemen su cumbanin arkasinda belki.

isteyince olmaz mi ki goz, agiz?

duymaz mi insan denilenleri, gormez mi aslinda var olan gozleri…

insan isteyince.

insan isteyince karsinda olmasa bile,

gozlerini kapatip hayalini aklina getirmez mi mesela?

02/02/2014

Günleri Unutmak

Sevmek isterdim seni…
Bereni takmis sahile geldigin bir gece,
Oysa ne mumkun seni sevebilmek,
Kirda bitmis yabani bir ot gibi…
Unutmali gunleri…hangisinin ismi kac hece,
Hangi hafta, tarihler arasi cilgin bir imece,
Gunlerin farkinda olmadan sevebilmeli.
Ne mumkun…
Bir melodiye dusmus uyumsuz bir nota gibi,
Mumkun degil sevebilmek.
Odun kopar, korkarsin seni sevmemden zaten…
Kanatlarim duser yigilirim yere,
Kuyrugum yorgun, kulaklarim yerlerde,
Bir seylerden umudunu kesmis konusamayan bir hayvan gibi,
Her seyi anlatip, anlatamiyor gibi gorunen…
Oysa isteyenlerin anladigi.
Soylemek istesem soylerdim coktan,
Sormak istesem sorar…
Zor olsa binlerce kez tekrar ederdim icimden,
Ama sevemem,
Inan seni sevmek cok isterdim…
Kaslarini catana kadar sevebilmek
Seni cocuklastirana kadar,
Montunun en derininde sakladigin kalbinden,
Bir bozuk para gibi savurdugun duygularindan,
Ruzgarin bizi uzaklara atisindan tut,
Gunesten korktugum kadar cok sevmek.
Karanligim olursun diye korkum olsa,
Yoksun ki ortalikta…
Isiklar akar saclarindan,
Deli olurum gozlerinin karanliginda,
Dedim ya hani gorsem bir gun seni,
Biter gunum…
Seni seversem bir zaman…
Gunlerin ismini yeniden koy benim icin
Unuturum, unuturum her seyi,
Ne mumkun,
Her nasilsa sevilmeyi hic istemeyen birini…
Gunlerin ismini unutmadikca,
Sevmek ne mumkun,
Seni sevemem uzgunum.

15/09/2013

Sussaydın

Islanıp saatlerce,

Kurumaya çalışan masumiyeti özledim…

Birbirini kurutmaya çalışan,

İki yan yana bardağın anlattığı kadar huzur.

Saatlerce kendini anlatmak yerine,
Sussaydın, bir şeyler hissedip…
Etkilenebilirdim belki.
Herkese baktığın gibi bakıyordun,
İşin kötüsü herkese bakarken parlıyormuş gözlerin,
Onu anladım.
Bana parlamasaydı daha iyiydi
Farkı olsaydı,

Dedim içimden.

Yükses sesle konuştum,

Yüksek iç sesim içimde yankılandı,

Ama yürürken sokaklar hala aynıydı,

Gülen yüzümün ardında kalan sokaklar aynı halde devam ediyor, 

Yüzüm aynı ilerliyordu adımlarımla bir.

İçim bambaşkaydı.

Saatlerce bana başarılarını anlatmak yerine,

İçini anlatsaydın, mutluluklarını, üzüntülerini,

Dil istediği gibi anlatır…

Ama bir kedi gibi, bir köpek gibi sussaydın mesela,

Gözlerin her şeyi anlatırdı bana,

Keşke sussaydın,

Keşke bütün akşam sussaydın be adam…

Şimdi ben böyle susuyor olmazdım.

Ne kadar dolandırdıysan lafı,

O kadar kafam karıştı,

O kadar asıl meselenin çevresinde dolaştık,

O kadar uzattık yolları,

Ve kaybettik zamanı.

 

21/07/2013

Sahilde

Koskoca bir gökyüzünün altındayım. Bugün hem bir ramazan günü, hem de ben hayatım boyunca yıldızları en güzel görebildiğim yerde oturuyorum. Kumsaldaydım, duygulanıp gözlerimi doldurabilen ve dönerken içimi bir mutluluk ve minnet dolu düşüncelere daldıran bir kumsal. En güzel hayallerimi belki ben burada kurdum, kimi zaman en çok burada ağladım, şimdiye kadar masalımı burada yazdım, burada büyüdüm, belki ilk resimlerimi burada yaptım, yıllar sonra da yine burada… Burası bana o kadar çok şey anlatıyor ki, en sevdiğim şeyi ise yıldızları bütün ışıklardan uzak, saf kumunda, ayın denize çarptığı mehtabın eşliğinde görebilmek. Gökyüzüne bakarak diledim bu gece. Allah’ a şükrettim. Çünkü, ben anneme, babama, kendime ve herkese sağlık, mutluluk dilerken tüm bunları dilememe sebep olan bu insanları bana kazandıran Allah. Aklıma gelen, dileklerimde geçen, kah mutlu etmiş, kah üzmüş olanın gelip beni bulması bile güzel bir şeydi. Ve onu bana Allah getirdi. Minnetle doldum. Çünkü üzülecek kadar çok sevmeme sebep, aslında güzel bir şeydi, büyük bir sevgiydi ve de mutlu olmama sebep olmuştu. Tüm hepsi aslında kalbimde bu duyguları uyandırabilmektendi. Bunlar sevgidendi. Bu yüzden bu duyguları uyandırabilen Allah’ ıma şükrettim. Tek başıma oturdum ve gökyüzünü seyrettim, mehtaba baktım, kumları taradım ellerimle, bu güzel sahilin saçlarını. Geçen seneki o iki yıldızı aradım. Ve daimi dilediğim bir iki dileği tekrarladım. Diledim. Sanki bu sahilde bir çok şeye daha çok yaklaşıyorum. Hatırlıyor, farkediyor, dua ediyorum. 

 

26/05/2013

KARANLIKTA KARA KEDİ

Küçük kara kediyim ben

Görülmem ya da görülmek istenmem,

Fonda bir müzik var gibidir çiçekler açtığında,

Sana anlatamam ne kadar mutlu olduğumu,

Çiçeklerin kokusunu duyduğumda.

Uzaklara gitmek isterim,

Ben, çiçekler ve deniz kıyısı baş başa olduğumuzda,

Her şey tamam gibidir.

Ya çok mutlu ya da hissizimdir…

Çok derinlerde gezinirim bazen,

Hissedersin ama çoktan gitmişimdir parmak uçlarımda,

Çoğunlukla insan oyunları oynarsın,

Çok geçer, bir gün bakarsın,

Ben hiç dahil olmamışım o oyuna,

Oyunlarla işim yoktur ki benim.

Çok düşündüm yollara girerken,

Anladım ki hiç bitmezmiş yollar,

Bitmemesi gerekirmiş,

Bana kız, gül, eğlen,

Sabırla durdum bildiğim yerde,

İnandığım şeyleri yapmak istedim,

Sonradan yolumu değiştirmem gerekeceğine.

Küçük kara bir kedi olmaktan başka çarem yoktu,

Severdim ki ben kara kedileri,

Sense hep görmek istediğin gibi gördün,

Normal, her insan gibi,

Herkes bir kara kedidir,

Herkesse kara kedileri eleştirir.

Ben hala benim,

Biraz daha büyüdüm,

Ama hala görmediğin çok şeyim var…

Fonda müzik var gibidir çiçekler açtığında,

Duymak için sağduyu gerek,

Çiçekleri bile göremezsin,

Onlar açıp, sen gözünü açmadığında.

Karanlığın içinde bir kara kedi görünmez mi gerçekten?

Işıkta görmek meziyet değildir oysa,

İçime ışık tutamazsın ki.

14/12/2012

Bavullar 2

 Bazen kendimi kandırılmış gibi hissediyordum, ama neden? Onun yüzünden mi, yoksa duygusal şeylerin gereği miydi bu? Üzerinde ismimin yazdığı “Anadolu” yazılı bardğı raftan aldım. Su kaynamıştı. Kış geldikçe burası soğuk görünür olmuştu, oysa yeterince güneydeydim. Yağmuru hep severdim, yağmur yağarken kendime kahve koymayı. Oysa yağmur aynı zamanda yalnızlık hissimi bağırıyordu sanki bana. Ahşabın yine hakim sürdüğü mutfağımda dirseklerimi tezgaha dayadım ve pencereden yeşillikleri ve gökyüzünü izledim biraz. Canımı çoktan acıtmıyordu onunla ilgili hiçbir şey. Artık düşünmek bile umrumda değildi. O sevmeyi bilmeyen, benim de sevgimi kendisininki gibi sanmış biriydi. Sevgiyi bilmediği için anlamadı neden o kadar çok sevdiğimi. Herkes gibi, belki de kendi gibi davrandı ve birini buldu. Ne önemi vardı ki onun için kim olduğunun. Bir evliliğin başından dönmüştük, bir adamda aradığım güç yoktu, baştan yılmıştı, olmayan sebeplerden korkmuş ve vazgeçmişti. Belki bu kadar büyük bir sevgiyi sırtlayacak bir sırt yoktu, belki de fazlaydım ona. Ne istediğini bilmiyordu, ama sorumlulukları olan, hedefleri olan bir kız da istemiyordu belli ki. Onun istediği kolay taşıyabileceği, üstüne sorumluluk yüklemeyecek, gerekirse az sevecek ama korkacağı hiçbir şeyi olmayacak bir kızdı.

 Birisi vardı hayatında, kim olduğunu merak etmedim bile. Çünkü kalbim onu özlese de bezdirmişti bu halleri bir kere. Onun için bir şeyden korkmak o kadar kolaydı ki. Oysa yorgun yüreğim bir mutlu son zannetmişti onu. Yaşadığımız hiçbir şey sığmıyordu bu çerçeveye. Anladım ki o anılar benimle onun değildi, o anılar o an olmayı gerektirdiğimiz cesur aşıkların anılarıydı. Cesurduk, çünkü anladım ki aşık olmak cesur olmak demekti.

 İki üç hafta geçmişti taşınalı. Artık pek uğrayamadığım çay bahçesi ve kahve içmeyi sevdiğim ufak dükkan Köyceğiz’in şimdilik en sevdiğim günlük duraklarıydı. Kendime bir iş bakınıyordum. Buraları iyice tanıyana kadar beni barındıracak kadar. Hediyelik eşya satan bir dükkanla görmüştüm, ilk işim ona başvurmak olacaktı. Buraya özel şeyler satarken kim bilir belki bir gün kendi yaptıklarımı da orada satabilirdim. Ayşe Abla’yla bir an önce konuşmalıydım. Bu çevre semtleri tanımak istiyordum, ama buralarda bir yerde olmak istediğimi biliyordum.

 Kapı çaldı, saat gece yarısına geliyordu. Meraklanmıştım. Delikten baktım, Melek kapıdaydı. Birileriyle oturup gece sohbeti yapmayalı uzun zaman olmuştu, sevinmiştim. Hemen içeri aldım. Bana heyecanlı bir şeylerden bahsetmek için gelmişti, onun hikayelerinde kendiminkileri unutmak ve başka bir dünyaya yardımcı olmak hoşuma gidiyordu. Kendimi beklemeye almış gibiydim. Mutfakta bar taburesine oturdu, ben de onun kahvesini hazırladım. Sonra minderlerime geçtik, şömineyi harladım. Bugün rüzgar çoktu dışarıda. Melek anlatmaya koyuldu, başından talihsiz bir evlilik geçirmiş ama benden çok daha umut dolu bir kızdı. Zamanla yaralarını sarmış, içinde ukte kalsalar da alışmıştı. Yeni hikayeleriyle koşuşturuyordu. Bana eski yoğun ama zevkle çalışan halimi hatırlatıyordu.

 

08/11/2012

Bavullar 1

Çok geç sayılmazdı. Güneye taşınmak gibi bir hayalim hep vardı ve sonunda zamanı gelmişti. İstanbul’ da geçirdiğim son yıllarda mesleğimde başarılı olduğumu en azından görmüştüm. Sanki hiç bir karar almamış gibi, tatile gelir gibi bir iki bavulla geldiğim daha ufakça olan bu şehirde yaşamak istiyordum artık. Egenin biraz aşağısı, güneye doğru, ılıman, merkezden arabayla gidilecek mesafelerde turistik sahil beldeleri vardı. Hani çok istemiştim ya hiç tanımadığım insanların olduğu bir yere gelmek, hiç tanımadığım ama aslında tanıyormuşçasına sıcak davranan insanların olduğu bu yere gelmek. İlginçti, hem iklim çok sıcaktı, hem de insanlar. Bir kaç günün ardından birden ev bakmaya başlayıp, “tamamdır” demiştim, istediğim gibi sade ve küçük bir ev.

İlginçti, kendi yaşımdan çok insan olmasını aramıyordum. Bu kasabanın teyze ve amcalarının arasına karışıp sanki yıllardır burda yaşıyormuşum gibi bir hayat sürmek istiyordum bir süre. Deneyecektim. Elimde uğraştığım bir kaç serbest zamanlı iş olmasa belki zordu, ama az biraz birikimim de vardı. Yeni biten yazın buhranlı sıcağı yağmurla birleşmişti. Eve gelen bir iki eşyayı yerleştirmek üzere üzerime ince bir yağmurluk geçirip eşyaları yerleştirdik. Sonrasında evde bir başıma kaldığımda yoğun ahşabın ve yağmurun, temiz havanın kokusunu içime çekince, “yeni bir hayat başlıyor” dedim. Aslında eskiye dair hiç bir şeyi silmemiştim. İnce bir perde çektiğim geçmiş yok gibi devam edecektim ama hiç bir zaman da inkar etmeyecektim. Hala zaman zaman maziyi düşündüğümü inkar edemezdim. Unuttuğum söylenemezdi hiç bir şeyi. Zaten unutmak isteyecek ne yaşamıştım ki henüz hayatta?

Yerleştirilen eşyaların ardından bir komşumda kahve içmiş, bir diğer teyzem de akşama yemek yemiştik. Yaşıtlarımı çok aramayışım kendimle yüzleşmekten ve kaçtığım her şeyi anlatmaya başlamaktan korkmamdan mıydı? Oysa teyzelere çok sıradan bir hayatım varmış gibi anlatıp daha fazlasını anlatmak zorunda kalmıyordum. Yine de ismimin Anadolu olması çok da sıradan olmadığımı hissettirmişti onlara. İsmim bile değişik gelmişti. Erkek kardeşim buraya yerleşmeden önce iyice emin olup olmadığımı sormuştu, ama mutlu olmamı istediğinden ses çıkarmamıştı. Değişikliğe ihtiyacım olduğunu biliyordu, zaten o da İstanbul’ dan gitmek zorunda kalmıştı iş gereği. Onun güçlülüğü bana hep güç olmuştu, ama aynı zamanda da kardeşime bu kadar duygusal dönemlerde olduğumu göstermek istememem, beni güler yüzlü görmesini istememden dolayı belki, zamanımı çok bir şey anlatmak zorunda kalmadan geçiriyordum. Yine de çok belli bilinenler saklanmıyordu. Aslında ikimiz de biliyorduk sıkıntımı. O kadar şanslıydım ki o olduğu için, kim bilir onun varlığı uzakta da olsa kendime iyi hissettiriyordu. Beni haftasonu tekrar ziyaret edeceğini söylemişti. O zamana kadar evi düzenleyip, çarşıları öğrenmeye başlıyordum.

Doğal sabunlar yapan bir dükkana uğradığımda, benden bir iki yaş büyükçe, doğal, çok aşırı güler yüzlü olmasa da tatlı bir kıza rastladım. Bana söylediği ikinci cümle “kayısı kokusunu hiç sevmem” olmuştu. Kayısılı sabuna giden elimi hiç durdurmadan ilk sabunu aldım. Beni tanımadığı halde, nazik ama açıkça fikrini söylerken gülerek samimiyetini belli ediş şekli dikkatimi çekmişti. Neyi tercih ettiğini sordum, buralarda mı oturuyordu. Sonra o da bana ismimi sordu.

- Anadolu, dedim. İsim olarak nadir duyulmasına genelde tepki verenlerin aksine hiç şaşırmadan, “bugün benim sabun alasım yok sanırım, sahile doğru çay içmeye ineceğim Anadolu” dedi, “gel katıl bana, küçük de olsa burası hakkında öğrenecek çok şey var.”

Parasını ödeyip elimde sabunla kızı takip ettim. Karşısında zayıf duygularımı teslim etmeyeceğim bir kız vardı, bu bana güç verdi. Ondan öğreneceğim şeyler vardı belki de. Duygularımı yok etmeyecektim asla, sadece dizginlemeyi öğrenecek, içimde sonuna kadar yaşayacaktım belki. Aslında kafamda plan falan yoktu ne yapacağım konusunda burada. Sadece bir süre kaçıp, bir süre yeni insanlar tanıyıp, bir süre kendimi bulmaya gelmiştim. Belki hiç tanımadığım, benden çok farklı insanların bir katkısı olabilirdi. İsminin Melek olduğunu öğrendim. Sebepsizce iyi hissettim duyunca. Yürümeye devam ettik. Hayatımı yeniden, bu kez yalnız kuruyordum. Biriyle beraber hayat kurmaya benzemiyordu artık. Ama farklı bir tadı vardı. Bu bilmediğim yerleri bağrıma basıyor, bildiklerimin üzmesindense onlarla dolduruyordum.

02/11/2012

Koltuk

Görsel

İzmir’deyim bugün. Ayvalık’ ta bir bayramın ardından, hala yağmur yağıyor. Yani günler sonra yeniden başladı. Bugün sadece yağmurdan ve kitapta okuduğum Paris sokaklarından esinlenmek istiyorum. Nitekim aklımdan geçen diğer hiç bir şeyi özellikle düşünmek istemiyorum. Ben de bu yaz çevrilen bu kitabı merak ederek almıştım, anca sıra geldi ve henüz yarıladım. Kitapta ara ara betimlenen hiç görmediğim Paris sokaklarını hayal ediyorum, genç adamın girdiği pasajlar arasındaki restorandan çıkıp Champs Elysee taraflarını düşünüyorum o anlatırken. Belki de sadece hiç bilmediğim bir yer olduğu için bile güzel görünüyor, hiç bilmediğim sokaklar, şehirler, yerleri dinlemek hani uzağa kaçmak istediğimiz zamanlar.

Bir de ara odada abajur ışığında oturduğum kitap köşemin ön tarafından gelen yağmur tıkırtıları. Bordo renkli dokulu koltuk ve yanındaki eski bir sehpa üzerinde şapkası yamulmuş belki benimle yaşıt bu abajur ışığında. Son iki yıldır belki de tepe aydınlatmalarını neredeyse hiç kullanmıyorumdur. Görsel

Güzel haberler ve iç sıkıntıları birbirini geçiştiriyor her zamanki gibi ve sıkıntılarım gibi sevinçlerimi de paylaşasım gelmiyor büyük bir heyecanla bana cevap verileceğini düşünmediğim zaman. Oysa en çok paylaşmak istediğimiz insanla konuşmak için sabırsızlanırız, bir küçük teselli ya da mutluluk.

Bu köşeyi seviyorum, çoğu zaman herhangi bir yerde küçücük ve sıcak bir yerleri düşündüğüm gibi. Sonra şu “çevrimdışı olmak”tan hoşlanıyorum bu aralar ve eskiye dönüş yapmayı istiyorum. Telefonla aranmak, kart atmak belki abartılı ama. Sevdiklerimizle bir evde, yağmur tıkırtılarıyla oturmuş sıcak bir kahve yapmak varken…Küçük bir yerde yaşamak istiyorum bazen. Ya da büyük bir şeGörselhir de olsa hiç farketmez. Çünkü aslında sanırım tek önemsediğim nerede, nasıl olduğunun çok önemli olmadığı ama sevgiyle kurulmuş bir ev. Nedense küçük yerler hep bana daha sıcak gelir belki daha sıkı sardıkları için! Bazen okuduğum romanların içine girip oradaki birileriyle konuşmak, silkelemek istiyorum, o saf niyetli karakterlere “bak biz iyi dostlarız, her şey güzel ya da güzel olacak” demek istiyorum. Kitap en iyi dosttur benzetimi ne kadar doğru, bazen hayal ya da hayal olsa da sonuçta gerçek olabilecel hikayelerdeki insanları dostumuz yapıyoruz. Sonra, hızla okuduğumuz sayfalar birden bitince, sevinmek yerine hüzünleniyorum ben. Sanki her kitabın kapağıyla, o kahraman da çıkıp gidiyor bir yerlere. Ya da her filmde, bazen olur ya gözlerinizi kapayıp rüyaya geri dönmek istediğiniz gibi. Film, kitap, sohbet, kahve, hayal için ya da öylesine, bazen bir koltuk en güzel eşya gibi geliyor içine keyifle oturduğumda.

Etiketler: , , , ,
14/10/2012

Sahil Yürekler

 Ne zaman İstanbul’ da kışa alışsam, güneş kendini göstermeye başlayınca sokaklarda, saçlarıma parıltısı düştüğünde, ağlamak gelir içimden. Sen yoksan çevremde, arayabileceğim bir şekilde ya da imkansızsa bir şeyler, belki dışarı çıkmışsındır, eminim gülüyorsundur arkadaşlarınla, eskiden birlikte güldüğümüz gibi, oysa bu kez konular değişmiştir. Alışkanlıklar değişmiştir. Bir türlü sindiremem bu değişim anlarında yanında olmayışımı. Kaprisli küçük bir çocuk gibiyimdir bazen. Aslında her kızın katlanamayacağı şeylere katlanamam sadece. Oysa bilirsin, anlayışlıyımdır.

 Sıra gelir güneş ışığı biraz daha dik gelmeye başladığında, göz yaşlarımı aydınlatmaya. İşte o an nefret edesim gelir güneşten. Oysa her güneşi görüşümde kocaman gülümseyerek deliğimden çıkıp, dalgalar üzerindeki yansımasında sarhoş olurdum. Hep o sahili düşlerdim. Eğer okul dönemiyse sabırlı olmaya çalışırdım son sınavlar için.

 Bu aralar çok söylediğim gibi…o sahilde olmak isterdim. Sanki orada kalbine yakınmışım gibi hissediyorum bazen. Sana ulaşamasam da, hissedebileceğini. Oradayken beklemek acımı azaltıyor. Şimdi sana çok uzak bir yabancıymışım gibi, düşmanmışım gibi bakıyorsun ya, eskiden aynı şömineye bakarken aynı hayalleri kurardık, korkularımız aynı olurdu, birbirimizi çok severken birbirimizi kaybetmekten korkardık. İşte o karedeki kızım ben aslında, üzerinden aylar geçti,ama ben oyum, akan göz yaşı o kızın göz yaşı. Hani öyle görmekten kaçtığın ya da yüzleşmeye cesaret edemediğin. Hani küçük bir telefon ekranından terslemenin, uzaklaştırmanın kolay olduğu. Peki biz bu muyduk? Biz böyle insanlar değildik. Ne sen, ne de ben.

 Kapıma gelip sürpriz yaptığında yüzünde güller açardı gülümserken, sana derin derin baktığımda rahatsız olmazdın. İnsan bazen gerçekten kaybedince daha iyi anlıyor, ya sen anladığında çok geç olursa? Korkuyorum sevdiğim, korkuyorum bir süre daha beklemekten. Kaç kez bekledim, kaç kez sonuna geldiğimizi sandım, mutlu sona yaklaştık, ama olmadı.

 Şunu bilmeni isterdim…ben hala o kızım. Bir şeyler değişmiş olsa da, bir zamanlar çok sevdiğin kız. Ben düşman değilim, bu sonsuza kadar da böyle sürmez zaten, bir gün giderim, ama bir anlasan artık, seni benim kadar seven olur mu, bu kadar katlanır mı kimse iteklenirken ileri yürümeye? O sahile gidersen, bir gece benim için kumsalda dur ve yıldızlara bak. Bizim yıldızlarımızı bulmaya çalış. Biliyorum çok klişe, ama bilmiyorum başka ne daha yakın bize. Benim yüreğim o sahilde ve ne zaman senin yüreğine ulaşamasam oraya giderim. Bilmiyorum neyle zehirledi beni gözlerin. Neden hala esirin gibiyim? Ama bilmeni isterim, ben hala aynı kızım, aynı bakıyor gözlerim. Eğer bir gün hatırlarsan, ya da tam hatırlamak üzereyken aklın sandığın şeyle zehirlemeye çalışmazsan duygularını yine.

 Sen ve ben sevdiğim…sahil yüreklerimize.

08/10/2012

Kanaviçeli Hayalim

  Eskiden “bir yastıkta kocayın” demenin bir manası vardı. Kenarı kanaviçe işli uzun yastıklar kullanılırdı. Bu sene Ayvalık’ta tezgahlarda çeyizlerden çıkma o yastık kılıflarını görünce içim gitti. Ne çok sevdiğimi, içimde bir özlem olduğunu hissettim onlara. Sonra nedense hep o köy sedirlerine olan sevgim. Şimdi yaptırmak için kapı kapı dolaştığım yerler ticari fiyatlar söylerken, oysa o tahtalardan çakılan basit sedirlerdi sadece istediğim.

Pencereniz nereye açılsın isterdiniz? Bu çok önemli bir soru bence. Ben bu gece bir köy evi hayal ediyorum. İçinde huzur ve mutluluk olan. Eğer ikinci katı varsa ufak ahşap bir cumbası olsa mesela, oturup yağmuru izlesem kışları. Bolu’da yol boyu ıssız yeşilliklerin arasındaki tek tük evler geliyor mesela aklıma. Kendimin aksine teknolojiden uzak, güncel her şeyden habersiz bir pencere ardında olsam. Karşıdan eşim gelse, dese ki “Bugün patlıcanlar filizlenmiş, yalnız biberlere bir bakım yapmalı.”

İnsan hep kendinin aksini mi hayal eder, yaşadığı yerin? Yaşamadığını mı merak eder? Mesela ben hiç anlamadığım, boş yere gurur yapmaya, duygusuz davranmaya merak salarım ya bazen. Oysa sevmem gereksiz gurur yapmaları. Ben cömertliği, cesareti, karşısındaki için fedakarlığı severim.

Şimdi yine hayalimde yaşadığım o köy evine gidiyorum. Aklınıza gelen bir anı ya da istek var mı buhayale dair? Mesela benim aklıma böyle birileri geliyor. Şehirden kaçmış, yapmak istediklerimizi yapmış, teknolojiden uzak bir teybe takılmış masal kasedini dinleyen bir grup koca adam ve kadın hatırlıyorum bir dağda. 

06/10/2012

Hatırladım

 Ben benim yine…otobüsten indim, sahile vurdum kendimi. Biraz yürüdüm yıllar önceki gibi. Tek başıma sinemaya gitmek, ya da bir yere gidip kahve içmek geçti aklımdan, yine yıllar önceki gibi. Pamuk şeker alabilirdim kendime pekala önümdeki seyyar satıcıdan. Bir baktım ki demir korkuluklara yaslanmış insanlar dolgu kıyıdan denize bakıyorlar. Boş yer vardı aralarında, bu bir mucize gibiydi.

 Eskiden olsa cumartesi akşamları çoktan planımız belliydi. Hareketli hiç bir yer umrumda değildi. Dostlarla şen bir muhabbet yeterdi. Bir çocuğu avutan anne gibiydim. Çocuk da kendimdim, anne de kendim. Bastırıyordum duygularımı, içimden sürekli “her şey iyi olacak” der gibiydim. Kelimeleri söylemesem de, hissediyordum.

 Alıcı gözüyle baktım bizim sahile. Meğer hiç de fena değilmiş, bir cumartesi neden çıkıp oturmamıştım buraya? Gerçekten de melankolik miydi?

 Düşündüm…Beni aramadığın her dakikayı bencilligine ve aptal gururuna ekliyorum. Seceren gittikçe kabarıyor. Sense anlamazca “ne yaptım” diyorsun. Gerçekten anlamıyorsun aslında. Nedense erkekler hep böyledir. Artık anladım…umrumda değil ne yaptığın, kimle gezdiğin. Umrumda olan tek şey kaç göz yaşım aktı zamanında. Gülesim geliyor, kırılma sebeplerine. Ben bin kırılmışken, sen bir kırılmışsın ya.

 Yapman gereken çok şey var. Yapmam gereken de çok şey var. Ama sen benim için, ben yine kendim için, çünkü senin için çok şey yapıldı. Seni bilemem, ama benim yapmam gereken çok şey var. Kendimi hatırladım.

 Armoni / İstanbul
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: