Nefes

Bunlar daha bahar, dedim, hava güzel, insanlar cıvıl cıvıl. Bunların daha kışı olacak. O zaman nasıl olacak üzüntüm? Gitsem, çok uzak bir yerlere gitsem…Köyvari, herkesin rutin uğraşlarının olduğu, belki de bambaşka bir ülkeye gitsem.

En kötüsü de, üzülürsünüz, üzülürsünüz ama üzüldüğünüze inanmazlar, daha da üzülün diye bastırırlar, hatta aslında üzülmeniz için sebep olacak hiç bir şey yapmamışken…bir de hadi diyelim üzülünebilecek bir şey olsa kim bilir nasıl suçlayacaklar.

Bir o odaya gidiyorum, bir bu odaya geliyorum, nereye otursam onu bile bilmiyorum. Nereye otursam kasvetli sanki…Yazacak gücüm bile yok aslında. O kadar gergin ki ellerim…Dışarıda yaşanan yazla aramda bir pencere var.

Gerginken, daha da bunaltıyorlar bazen insanı ya, ben de böyle hiç bir şey yapamaz hale geliyorum. Gerçekten diyorum, alakamı kessem her yerle, yanımda bir arkadaşım olsa, ıssız bir deniz kenarında, kışın da yaşayabilir miyim? Gök gürlerse, yağmur yağarsa gözlerim dolar mı…Ara ara yalnız hissedip sensizliğin dibinde dinmez gibi gelen meraklarım korkulara dönüşür mü? Hep böyle rutin, hep böyle aynı, bir başıma bir hayat geçer mi? Ama ben öyle, öyle yorgunum ki. Şu an tek isteğim bir yere uzanıp derin bir nefes almak.

Şimdi

Küçükken yapmayı bildiğim en güzel şey, okul sonrası resim kursuna katılmak ve kimi zaman etek – ceket takımı giyip, saçlarımı tarayıp ödül törenlerine gitmekti annemle birlikte. Bunlardan biri özellikle aklıma geliyor, ufacık sevimli bir binada bir sergi olmuştu. Sanırım yine yılbaşıydı. Ben genelde böyle sergilere giderken, kırmızı kaşe, fil dişi şeklinde düğmeleri olan paltomun üstüne, yine kırmızı ressam beresi takardım. Saçlarım küttü. Hatta bir keresinde hiç unutmuyorum, ödül töreninde hediye edilen kitaptaki hikayelerden birinde benimle aynı isimde, kırmızı paltolu, kırmızı şapkalı bir kız vardı. Gözlerime inanamamıştım okuduğumda.

Küçüklük güzeldi. Şimdi gördüğüm kalp kırıklıkları maalesef gözlerimin önüne bir sansür çekmiş gibi, hayata bakışımı sınırlıyor. Üstelik her şey güzel olsun diye uğraşıp da, bunca zaman sonra hala hak etmediğiniz geri dönüşler alınca, insan yorgun hissediyor. Belki de bir yerkerde yanlış yapıyorum. Tek bildiğim, insanların birbirini genelde aynılaştırdığı. Onlardan biraz daha farklıysanız eğer, genele göre yorumlandığı için davranışlarınız, hatalı bulunursunuz. Ve tüm yorgunluğunuz, tüm gayretiniz cezalarla ödüllendirilir. Sevgiliniz sizi yanlış anlar, terk eder bazen, arkadaşlarınız sıkılır ve kendi halinize bırakır bir süre. Ama siz ne söylerseniz söyleyin, insanlar kendi hatalarını görmek zor geldiği için kendilerini haklı bulmaya devam edecektir. Bazense farklı bakış açılarından korkarlar, zorlanmak istemezler.

İşte ben öyle bir kış sabahında, birkez daha onu severek, kim ne derse desin içimden geleni izleyerek başladım güne. Onu sevmem, onun hatasız olduğunu göstermez. Ona bir ödül de değil. Sadece inandığım ortada bir sevginin var oluşu ve sevgimi içimde tüm soğuğa karşı sakladığım. Onun o tüm bencil, tüm isteksiz ve umursamaz hallerine rağmen, sevgimi olması gerektiği gibi akışına bıraktığım. Belki bundan sonra beni ben gibi tanımayacaklar çevresindekiler, ama olsun. Şimdilik sadece bir anne korumasıyla sevgime sarılmış, pencerenin önünde bekliyorum. Beni ezebilir, ama sevgimi ezmesine izin vermeyeceğim bitene kadar.


Senin İçin

Seni seveceğim anlardan biriydi sonsuzluk,

Hiç benim olmayan birini benim gibi sarmayı başarabilmişim ben,

Ona en değerli hediyeyi verdiğimi sandığımda,

Onun kabusu olmuş meğer.

Mutluyken yazdıklarım hep cevapsız,

Hüzün bir çığlık gibi insanları birleştirirmiş.

Neden?

Baktığım çerçevede yapayalnızım şimdi,

Yanımdaki sen yoksun içinde.

Senin bana olan tek sevgin korkunmuş meğer.

Belki de sevmeyi öğrenebilmek için sevmişsin beni.

Duvarlar örmüşsün beni görmemek için,

Bense duvarlardan kendimi gösterirsem korkarsın diye çıkmak istememişim.

Oysa öyle hapsolmuşum ki duvarların içinde,

Sevgi bile boğabilir mi bir insanı?

Benim sevgim seni boğmaz korkma,

Ama beni oksijensiz bıraktı kapalı kapılar ardında.

Ben hep sevdim gündüzü, geceyi,

Her anı sevdim,

Şarkılardan dinledim hayatı,

Fazla elimi uzatmadığım için mi mutluydum dışarıya,

Elimi uzattığım an çekip aldılar beni kuytumdan,

Kalakaldım hiç bilmediğim bir ortada.

En son alışmıştım artık yağmur gölgesine,

Islaktı ama en azından gösteriyordu kendini,

Gözlerin beni giydirdi o akşam,

Hiç bilmediğim bir hisle korudu beni sevdiğim yağmurdan bile.

Ben seninle hiç bilmediğin bir şey yaşadım,

Senin bilmediğin bana neler öğretti bir bilsen.

Artık yağmur da küs bana,

Sen de gittin,

Şimdi ıslanmaktan üşüyorum, nankörleştim geçmişime.

Yok ne kadar anlatsam, anlatamıyorum seni,

Ne kadar düşünsem kavrayamıyorum zamanı,

Hangi gün bu gün?

Gerçek olamaz.

Sonucuna ulaşamamış bir vakit kaybı şimdi oldu,

Beklememe izin vermedin, ne güneş, ne karı gördüm,

Bir yağmurdayım, ama öyle ki sonunu hiç bilmeyeceğim,

O yağmurdan çıkıp gitsem de aklımda kalır,

Zihnimde geriye atıp gideceğim seni,

Ve o geride hep yağmur yağacak.

Çünkü ben o günün sonunu hiç görmeden,

Bir başka güne geçmiş olacağım.

Yok ne kadar anlatsam anlatamıyorum seni,

Bu sabaha kadar alır gider bu satırlar,

Ama bitmez tükenmez bir derya içimde yaşlar,

Ne kadar anlatsam anlatamayacağım içimi,

Sana ait resmi bile yasakladılar,

Elleimle sıkı sıkı tutmuşum ellerini,

Tırnak izlerim çıkmış kendi avuçlarımda,

Hani olur ya uyurken sıkınca elini,

Ellerin mi yoktu içinde ondan mı oldu,

Yine de vicdanım kaldırıyor bir bir parmaklarımı,

Acıta acıta içimi ellerimi açıyorlar,

Gözümü açmadan götürmüşler bile seni,

Bana kızıyorlar, hep kızıyorlar,

Kızıyorlar sevdim diye hep,

Kızmayın ne olur,

Sevgimi de almayın elimden.

Öyle arada kaldım ki,

Sevgimle, sevdiğim kişinin isteği arasında.

Sevmek bile suç şimdi,

Senin için iyilik yapmam gerek,

Seni bitirmem gerek içimde.

Çünkü sevmek bile suç şimdi.


Biraz Önce, Biraz Şimdi, Biraz Sonra

( Aynı anda dinlemeniz için radyo önerisi: http://www.sky.fm/play/guitar )

Sevmek istiyorum seni biraz,

Önce sevdim,

Sevdikçe korktum, sevdikçe sen de korktun,

Ama sevmeye devam ettim ve,

Seni biraz daha sevdim şimdi tekrar,

Biraz da sonra sevmiş olacağım,

Her seferinde biraz daha,

“Şimdi”,  “önce” olacak sonra,

“Sonra” olacak “şimdi”,

Ben hep sevmiş, seviyor ve sevecek,

Sevmenin zamanlarında çekiyorum seni.

More

Gönderilemeyenler

Alışıldık Sürpriz Duygular

(Müzik: Non Ho l’etàGigliola Cinquetti / Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinde kullanılan)

Biliyorum benim sıkıntılarım şu an o karton kutuyu yatağı bellemiş ufacık bir kedinin katliamından daha önemli olmazken, bu aklıma geldikçe anlamsız sıkıntılarımı bir yana atarken, sonra kendimle başbaşa kaldığımda ve kendime dair olanlarla yüzleşirken yine sıkıntılarım demlenip buharlaşır gibi midemde yüzüme yüzüme vuruyor. Midem yanıyor, mideme vuruyor. Buharlaşan sıkıntılar daha ağır bir lezzetle damağıma yapışıyor.  More

Gözyaşı

Karanlıktır yüzümün yarısı…

Görmek istediğin orada saklıdır canım…

Mimiksiz zannedersin güneşin aydınlattığı kısmını,

İnanmaktan korkuyorsan ne yapsam yalan gelir.

More

Su 2

(Müzik: Carrighfergus – Celtic Bagpipes – Butona basarak dinleyebilirsiniz.)

Her zamanki gibi…saat 20:00. Ağır adımlarla kumsalı delik deşik ediyorum. İnsanlar kumsalın her yerinde. Aslında değil… sadece volaybol oynayan gençler var. Onların yaşında sayılabilirim. Ama aslında değilim. Bedenim yirmi iki yaşında evet, ya ruhum? Kaç yıldır var ruhum? Şimdi biraz dinlenme vakti. Havlumu bırakıp deniz ayakkabılarımı giyiyorum.

Hani öncekinde bir karadan girip başka karadan çıkmıştım ya sudan, o zamandan beri sanki çok uzun zaman geçmiş gibi. Kendimi sadece burcumdan dolayı değil, gerçekten bir balık gibi hissediyorum. Suya girince ayaklarım iyileşiyor, yüzgeçlerim çıkıyor. Rahatlıyorum. Deniz dümdüz…dalga yok, rüzgar yok, balıkları bilmiyorum. Suyun üzerine uzanıyorum, yufkaya kıvrılır gibi. Bazen salıyorum kendimi suyun bana ne şekil More

Kurbağa Prense Mektup


(Volkan Konak – Mimoza Çiçeğim)

Sevgili Kermit,

Eğer gerçekten bir yerlerde Susam Sokağı varsa ve sen gerçeksen, umarım bu mektubum sana gider. Buralarda yakın zamanlarda kendisini sen diye tanıtan biri girmeye çalıştı kalbime. Son birkaç yıldır prensimin gerçekten bir kurbağadan dönüşeceğine inanacak kadar yorgundum ki, odamı kurbağalarla doldurmuştum. Yorganımdaki kurbağaya sarılıp uyurken, kurbağa eldivenlerim ellerimi ısıtıyordu. Tek eksikleri konuşamamalarıydı. Ah Kermit, bir giremedin rüyama. Oysa ne güzel olurdu bir gece rüyama girsen ve kırılan umutlarımı bana versen. Biliyorum Kermit sen bile veremezsin bana umutlarımı! Sen nereden bilebilirsin ki doğru olan kim.

Ama olur ya görmüşsündür, duymuşsundur… Bu gece kendi yalanıma kendim inanıyorum sevgili yeşil dostum. Yeşil olmak kolay diyordun değil mi? Hiç de kolay değil bu mektuplara cevap vermen gerekecekse eğer. Kocaman gözler hep hoşuma giderdi ama, hiç tahmin etmemiştim aslında bu sefer kalbime gireceğini. Olur ya hep, sen yolunda yürürken karşına çıkarlar bir şekilde; çelme takarlar, güldürürler, soru sorarlar da dikkatini çekip onların olmanı isterler. Sonra bir bakarsın, “öyle mi yaptım” ayaklarında yollarına devam ederler. Sanki onlar değilmiş hiç, sanki ben gerçekten bir kurbağayı prens sanmışım gibi. More

İnanmadığın

O kadar sessizmişim ki, plastik şişe bile çok gürültülü düştü. İrkildim. O kadar sivriymiş ki söylediğin sözlerin harfleri, battılar. Batarken acıtmadılar da, zehirleri sonra aktılar. Senin bana o zaman dayanamayacağın gibi, seni karşımda görür kadar dayanamıyorum şimdi. More

Previous Older Entries

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.